Şehrimize değer katanlar: Fırat Üniversitesi'nin ilk rektörüydü!
Geçmişin izini sürüp bugünün kıymetini bilmek adına başladığımız Şehrimize Değer Katanlar serimizin ilk durağında, Fırat Üniversitesi'nin temeline ilk harcı koyan o ismi Mustafa Temizer'i anlatıyoruz. Rektörlük makamının ağırlığıyla bir cerrahın titizliğini birleştiren sadece kampüsü değil, akademik yayınları ve köşe yazılarıyla bir şehrin ufkunu kuran Mustafa Hoca'nın ilham veren hayat hikayesi bu haberde.
Bugün Fırat Üniversitesi’nin o görkemli kapısından içeri giren her öğrenci, aslında bir hayalin içinde yürüyor. Elazığ’ın çehresini değiştiren, şehri bir "memur kenti" olmaktan çıkarıp bölgenin bilim üssüne dönüştüren o ilk adımı hatırlamak, sanırım hepimiz için bir vefa borcu. "Şehrimize Değer Katanlar" serimizin ilk durağında, sadece bir rektör değil, bir şehrin kaderini sırtlayan Prof. Dr. Mustafa Temizer var.
Ankara’nın Koridorlarından Elazığ’ın Şantiyelerine
Mustafa Hoca’nın hikayesi, aslında 1923’te Elazığ’da başlıyor. Kendi toprağında doğup büyümesi, belki de bu şehre olan tutkusunun en büyük sebebiydi. Veteriner hekimlik eğitimini tamamlayıp uzmanlık basamaklarını bir bir tırmanırken, aklında hep aynı soru vardı: "Neden Elazığ’da da bir bilim yuvası olmasın?"
Takvimler 1970’li yılları gösterdiğinde bu soru somut bir çabaya dönüştü. O yılların kısıtlı imkanlarını, bürokrasinin hantal yapısını bir düşünün... Mustafa Temizer, bir yandan Ankara’da üniversite onayı için kapı kapı dolaşırken, diğer yandan Elazığ’da inşaat alanlarını adım adım geziyordu. Onu sadece takım elbisesiyle makam odasında değil; çizmesini ayağına çekmiş, kampüsün temelindeki harcı kontrol ederken görmek de mümkündü. 1975 yılında Fırat Üniversitesi resmiyet kazandığında, bu başarı kağıt üstündeki bir imzadan çok daha fazlasıydı; bir inancın zaferiydi.
Bilimin Rehberliğinde Bir Ömür: Temizer’in Yayınları
Mustafa Hoca, makamının ağırlığına rağmen kalemini hiç elinden bırakmadı. Onun akademik derinliğini anlamak için bıraktığı eserlere bakmak yeterli. Özellikle cerrahi alanında yazdığı ve o dönem için devrim niteliğinde olan "Veteriner Genel Cerrahi" (1967, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yayınları) kitabı, uzun yıllar boyunca Türkiye’deki tüm veteriner fakültelerinde temel başvuru kaynağı oldu. Genç cerrahlar, neşter tutmayı adeta onun bu satırlarından öğrendi.
Sadece cerrahi operasyonlarla sınırlı kalmadı; bölge halkının ve üreticinin derdine derman olacak bilimsel çalışmaları da literatüre kazandırdı. Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan "Doğu Anadolu Bölgesinde Hayvancılığın Problemleri Üzerine Bir Araştırma" gibi çalışmaları, akademik birer metin olmanın ötesinde, Elazığ ve çevresi için adeta birer kalkınma reçetesiydi. Ayrıca yerel yayınlarda ve üniversitenin ilk bültenlerinde kaleme aldığı, eğitimin toplumsal refahla bağını kuran makaleleri, üniversite-şehir bütünleşmesinin ilk yazılı belgeleri olarak arşivlerdeki yerini koruyor.
"Binalara Ruh Üflemek..."
Onun meşhur bir sözü vardır: "Bir üniversite kurmak, sadece bina dikmek değildir; o binaların içine ruh üflemektir." Nitekim öyle de oldu. Özellikle kendi uzmanlık alanı sayesinde Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi, kısa sürede uluslararası standartları zorlayan bir merkez haline geldi. Sadece laboratuvar cihazlarının seçimiyle değil, kütüphaneye giren ilk kitabın içeriğiyle bile bizzat ilgilendiği anlatılır.
Rektörlük Makamından Ahıra Uzanan Bir Ömür
Onu tanıyan eski Elazığlılarla konuştuğunuzda hep aynı portreyle karşılaşırsınız: Sabah saatlerinde rektörlük makamında en ağır devlet adamlarını ağırlayan o ciddi adam, öğleden sonra üniversite çiftliğinde yaralı bir hayvanın tedavisi için kollarını sıvayabilirdi. Şehirle kampüs arasındaki o görünmez duvarları yıkan, halkla üniversiteyi buluşturan gerçek bir köprüydü o.
1998’de bu dünyadan göçüp gittiğinde arkasında sadece beton binalar bırakmadı. Bugün Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış binlerce mezun, onun attığı o ilk adımın meyvelerini topluyor. Fırat Üniversitesi bugün bölgenin en güçlü eğitim kurumlarından biriyse, bu başarının temelinde Mustafa Hoca’nın titizliği ve memleket sevdası yatıyor.
Elazığ seni unutmadı hocam; emeğine, vizyonuna sağlık.
Bu yazı dizisiyle şehrimizin ruhuna dokunan isimleri hatırlamaya devam edeceğiz. Bir sonraki bölümde Elazığ'ın kültürel dokusuna yön veren bir diğer ismi incelememi ister misiniz?
Bakmadan Geçme