Harput'un taş misafirhaneleri: İpek Yolu'nun 'beş yıldızlı' durakları
Harput'un sarp yokuşlarını tırmanan bir kervan için ufukta görünen siluet, sadece bir taş yığını değil güvenli bir uyku, sıcak bir çorba ve kârlı bir pazarın müjdecisiydi. Bugün o görkemli hanların avlularında yankılanan sessizlik, asırlarca dünyanın yükünü taşıyan taşların yorgun huzurunu fısıldıyor.
Harput Kalesi'nin gölgesinde şekillenen hanlar kültürü, bölgenin 19. yüzyıla kadar süren ticari hegemonyasının fiziksel kanıtlarıdır. Fırat Üniversitesi’ndeki sanat tarihçilerinin ve arkeologların incelediği bu yapılar, Selçuklu’nun "kervansaray" geleneği ile Osmanlı’nın "şehir hanı" mimarisini harmanlayan eşsiz bir dokuya sahip.
Savunma ve Konforun Mimari Buluşması
Harput’taki yapıların en dikkat çekici özelliği, dışarıdan bakıldığında birer kaleyi andırmalarıdır. Prof. Dr. Enver Çakar ve ekibinin bölgedeki yerleşim dokusu üzerine yaptığı çalışmalar, bu mimari tercihin tesadüf olmadığını gösteriyor. Değerli ipekler ve baharatlar taşıyan kervanları eşkıya baskınlarından korumak için hanlar, kalın dış duvarlar ve tek bir ana giriş kapısıyla inşa ediliyordu.
İçeriye girdiğinizde ise mimari tamamen insan (ve hayvan) odaklı hale geliyordu. Orta asırlardan kalan han planları incelendiğinde, alt katların kervan develeri ve atları için yüksek tavanlı ahırlara ayrıldığı, üst katların ise tüccarların konakladığı odalardan oluştuğu görülüyor. Bu odaların her birinde bulunan ocaklar, kışın Harput’un dondurucu soğuğunda yolcuların ısınmasını sağlayan mühendislik harikalarıydı.
Toprağın Altından Çıkan Küresel Bağlar
Arkeolojik kazılar, Mehmet Amca’nın anlattığı o "dünya kapısı" imgesini bilimsel olarak mühürlüyor. Harput Kalesi ve çevresindeki ticari alanlarda bulunan seramik parçaları, sıradan birer çanak çömlek değil. Kazılarda bulunan Çin porseleni kalıntıları ve İran menşeli mühürler, Harput’un o dönemde bugünün modern ticaret limanları kadar geniş bir ağa sahip olduğunu ispatlıyor. Uzmanlar, bulunan bazı sikkelerin Uzak Asya’dan Mezopotamya’ya kadar uzanan bir "para trafiğinin" Harput’ta düğümlendiğini gösterdiğini vurguluyor.
Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Hazine: Kurşunlu ve Kazım Efendi Sokakları
Bugün Harput’ta ayakta kalmaya çalışan yapı kalıntıları arasında, bir zamanlar ticaretin nabzının attığı bedestenlerin ve arastaların izleri seçilebiliyor. Özellikle Kurşunlu Camii çevresinde yoğunlaşan ticari alan, aslında bir "açık hava ticaret merkezi" gibi çalışıyordu.
Bölgedeki eski yapıların restorasyonunda çalışan taş ustası Selim Usta, bu binaların neden bu kadar dayanıklı olduğunu şöyle açıklıyor:
"Harput taşı dediğin, kışın sıcak yazın serin tutar. Bu hanların harcına o zamanlar yumurta akı katarlarmış ki taşlar birbirine kenetlensin. Şimdi biz o eski ruhu geri getirmeye çalışıyoruz. Bu hanların kapısı sadece insana değil, her dilden rızka açılırdı."
Mehmet Amca’nın Penceresinden Bir Zaman Yolculuğu
Harput’un dik sokaklarında ömrünü tüketmiş 74 yaşındaki Mehmet Efendi, şimdi yıkılmaya yüz tutmuş bir han kalıntısının önünde dururken gözleri uzaklara dalıyor. "Evladım," diyor Mehmet Amca, eliyle harabeyi göstererek:
"Ben çocukken buralar hala o eski kokuyu taşırdı. Dedem anlatırdı; kervanlar geldi mi Harput’un çehresi değişirmiş. Sadece mal değil, haber de getirirlermiş. Biz dünyayı o kervanların ağzından dinlerdik. Şimdi bu taşlar dilsiz gibi duruyor ama kulağını dayasan develerin çan sesini duyarsın. Bu hanlar bizim sadece geçmişimiz değil, dünyayla ilk tanıştığımız kapımızdır."
Sosyal Devletin İlk Örnekleri: Vakıf Hanları
Harput’taki hanların bir diğer özelliği ise çoğunun vakıf sistemiyle işletilmesiydi. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ndeki lisansüstü tezlere konu olan vakfiyelere göre, durumu olmayan yolcuların bu hanlarda üç güne kadar ücretsiz konaklama ve yemek hakkı bulunuyordu. Bu, İpek Yolu’nun sadece bir para kazanma yolu değil, aynı zamanda bir medeniyet ve dayanışma köprüsü olduğunu kanıtlıyor.
Bugünün Gözüyle: Mimari Miras Ne Durumda?
Modern Elazığ kurulup ticaret ovaya kayınca, Harput’taki o görkemli hanların bir kısmı zamana ve bakımsızlığa yenik düştü. Ancak son yıllarda başlatılan restorasyon seferberliği ile bu yapılar "Butik Otel" veya "Kültür Merkezi" olarak yeniden hayat buluyor.
UNESCO sürecindeki Harput için bu hanlar, "yaşayan tarih" belgesi niteliğinde. Turistler şimdi o eski tüccarların yürüdüğü avlularda kahvelerini yudumlarken, aslında bin yıllık bir küresel ticaret rotasının son temsilcilerine misafirlik ediyorlar.
Bakmadan Geçme