Harput'un şifalı damarları: İşte taşın bağrından gelen su medeniyeti
Harput'un o dik yokuşlarında, taşın ve güneşin harareti arttığında imdadınıza sadece rüzgâr yetişmez kayaların bağrından fışkıran buz gibi sular da yetişir. Harput dosyamızın bu durağında, kentin 'yaşam damarları' olan çeşmelere, sarnıçlara ve her biri ayrı bir şifa kaynağı kabul edilen o meşhur yedi pınara konuk oluyoruz.
Harput’un sarp kayalıklarla çevrili tepelerinde su bulmak, binlerce yıl önce imkânsızı başarmak demekti. Urartulardan günümüze miras kalan su tünelleri, sarnıçlar ve kentin dört bir yanına dağılan tarihi çeşmeler; Harput’un sadece bir kale değil, bir mühendislik mucizesi olduğunu kanıtlıyor.
Harput’ta su, sadece susuzluğu gidermek için değil; şifa bulmak, serinlemek ve bir çeşme başında dostla hemhal olmak içindir. Kentin yer altı sularını büyük bir ustalıkla yüzeye çıkaran "Künklü Yollar" ve asırlık pınarlar, Harput’un sosyal hayatının da merkezini oluşturmuştur.
Yer Altındaki Gizli Şebeke: Urartu’dan Kalan Deha
Harput’un su medeniyeti üzerine Fırat Üniversitesi’ndeki arkeologların ve yerel tarihçilerin sunduğu veriler hayranlık uyandırıcı. Prof. Dr. Enver Çakar’ın arşiv belgelerine dayandırdığı araştırmalar, Harput’ta her mahallenin ve hatta büyük konakların özel su yollarıyla beslendiğini gösteriyor. Akademik verilere göre; Harput Kalesi’nin derinliklerine inen basamaklı su tünelleri, kuşatma zamanlarında şehri susuz bırakmamak için Urartu mühendisliği ile inşa edilmiştir.
Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde yapılan bazı yüzey incelemeleri, kentin altındaki su kanallarının (künkerin) eğiminin, suyun basıncını koruyacak şekilde matematiksel olarak hesaplandığını ortaya koyuyor. Bu, Harput’un sadece üstünün değil, altının da bir mimari şaheser olduğunun en net kanıtıdır.
"Sıcak Çermik’ten Soğuk Pınara"
Harput’un her pınarının tadı da, hikâyesi de başkadır. Ankuzu Baba Pınarı, Meryem Ana Suyu veya Buzluk’un damlaları... Harput çarşısında hala eski usul bakırcılık yapan 72 yaşındaki Selim Usta, elindeki çekici bir an bırakıp gözlerini kısarak o günleri anlatıyor:
"Evladım, Harput’un suyu taştan çıkar ama tadı bal gibidir. Eskiden her çeşmenin başında bir dua, bir selam vardı. Kervanlar şehre girdi mi, develer o yalaklardan su içerken biz de seyrederdik. Şimdi her evde musluk var ama o taş çeşmeden avucunla içtiğin suyun serinliği kimsede yok. O su, bu dağların ruhudur. Harput’un suyu adamı gençleştirir, sözünü diriltir."
Şifa ve İnanış: Yedi Pınarlar Geleneği
Harput mutfağını ve kültürünü inceleyen antropoloji çalışmalarına göre, kentin belirli pınarlarından su içmenin hastalıklara iyi geldiği inancı hala çok güçlüdür. Özellikle cilt hastalıkları veya mide sorunları için ziyaret edilen bu kaynaklar, inanç turizmiyle su medeniyetini birleştiriyor. Arkeolojik bulgularda, bu pınarların çevresinde bulunan antik sunaklar ve adak yerleri, suyun kutsallığının binlerce yıl öncesine dayandığını belgeliyor.
Akan Suya Yazılan Tarih
Bugün Harput’a gittiğinizde, restore edilen Sarahatun Çeşmesi’nin veya Balakgazi yamaçlarındaki su yollarının başında bir an durun. O taşlardan süzülen suyun sesini dinleyin. O ses, kervanların ayak seslerine, kürsübaşı hoyratlarına ve asırlık dualara karışan Harput’un asıl sesidir.
Harput’u anlamak, sadece taşlarını görmek değil; o taşların arasından sızan hayatı, yani suyunu tatmaktır. Avucunuzu o serinliğe daldırdığınızda, bin yıllık bir tarihin elinizi sıktığını hissedeceksiniz.
Bakmadan Geçme