Harput'un kayıp akademisi: Doğu'nun Paris'inden kalan hüzünlü izler
Harput dosyamızın bu sayfası, kentin sadece bir 'kale şehir' değil, aynı zamanda bir 'ilim ve diplomasi merkezi' olduğu o ihtişamlı ama hüzünlü döneme açılıyor. Bir zamanlar 12 dilde eğitimin verildiği, matbaaların çalıştığı ve konsoloslukların bulunduğu Harput'un 'Doğu'nun Paris'i' olarak anıldığı günlere, özellikle o meşhur Amerikan Koleji (Euphrates College) üzerinden bakıyoruz. Detaylar haberimizde!
19. yüzyılın sonlarında Harput, sadece Anadolu’nun bir kasabası değil; ABD, Fransa ve İngiltere gibi devletlerin konsolosluk açmak için yarıştığı, matbaalarında Fransızca gazetelerin basıldığı küresel bir kültür başkentiydi. Bu parıltılı dönemin merkezinde ise, bugün sadece kalıntıları ve hüzünlü hikâyesi kalan "Fırat Koleji" (Euphrates College) vardı.
Bugün Harput’un kayalık yamaçlarında gezerken rastladığınız görkemli taş temeller, bir zamanlar binlerce öğrencinin koridorlarında koşturduğu, kütüphanelerinde antik dillerin çözüldüğü devasa bir eğitim kompleksine aitti. 1878 yılında misyonerler tarafından kurulan bu kolej, Harput’u bir anda bölgenin entelektüel çekim merkezi haline getirmişti.
Bilimin ve Diplomasinin Kavşağı
Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. Enver Çakar’ın arşiv belgeleriyle desteklediği araştırmalar, Harput’un o dönemdeki kozmopolit yapısını tüm çıplaklığıyla sergiliyor. Akademik verilere göre, Harput o yıllarda 7 farklı dilde eğitimin yapıldığı, modern tıp tekniklerinin uygulandığı bir "üniversite şehri" hüviyetindeydi. Kolejin bünyesinde yer alan matbaa, bölgenin ilk modern baskı makinesi olma özelliğini taşıyordu.
Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ndeki tezlerde yer alan bilgilere göre; Harput, sadece bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda uluslararası siyasetin de düğüm noktasıydı. ABD’nin Harput Konsolosluğu’nun varlığı, kentin stratejik önemini kanıtlıyor. O dönemde Harput çarşılarında Fransız modası takip ediliyor, piyano sesleri taş konakların pencerelerinden dışarı taşıyordu.
"Kuyularda Saklı Mürekkep Kokusu"
Harput’un yıkık duvarları arasında keçilerini otlatan 85 yaşındaki İbrahim Dede, çocukluğunda büyüklerinden duyduğu o günleri sanki dünmüş gibi hatırlıyor:
"Evladım, buralar eskiden şehirdi, aşağısı (Elazığ) ise bataklıktı. Dedem anlatırdı; kaleden aşağı baktığında her yer ışıl ışılmış. Kolejin binaları saray gibiymiş. Bir deryaymış burası, her dilden insan kardeş gibi konuşurmuş. Sonra rüzgâr tersine döndü, binalar yıkıldı, insanlar gitti. Ama hala bazen o taşların arasından mürekkep kokusu gelir sanırım. Harput okumuş adamın şehriydi, biz o asaletle büyüdük."
Arkeolojik Veriler: Eğitimin Mimari Kanıtları
Bölgede yapılan yüzey araştırmalarında koleje ait laboratuvar tüpleri, yabancı dilde mühürler ve kütüphane kalıntıları bulunmuştur. Bu bulgular, Fırat Üniversitesi’ndeki uzmanlar tarafından "Harput’un küresel entegrasyon belgesi" olarak nitelendiriliyor. Binaların yapımında kullanılan yerel taş işçiliği ile Batılı mimari tarzın (neoklasik dokunuşlar) birleşmesi, ortaya eşsiz bir estetik çıkarmıştı.
Hüzünlü Bir Veda ve Kalan Miras
Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri ve değişen siyasi konjonktür, Harput’un bu parıltılı dönemini sona erdirdi. Okul kapandı, binalar zamanla harabeye döndü ve ticaretin ovaya taşınmasıyla "Doğu’nun Paris’i" sessizliğe gömüldü. Ancak bu miras tamamen yok olmadı; bugün Elazığ’ın eğitime verdiği büyük önem ve Fırat Üniversitesi’nin köklü yapısı, aslında Harput’un o "akademi şehri" genetiğinden besleniyor.
Harput’un bu tepelerinden batan güneşi izlerken, sadece yıkık taşları değil, bir zamanlar dünyaya yön veren o vizyonu da hayal edin. Harput, küllerinden doğan bir anka kuşu gibi, bugün bu anılarıyla hala bizlere bir şeyler öğretmeye devam ediyor.
Bakmadan Geçme
