Harput'un kalbi bu kürsüde atıyor: Notaya dökülen bin yıllık kardeşlik
Dışarıda Harput'un dondurucu ayazı hüküm sürerken, içeride kor ateşin etrafında ısınan sadece bedenler değil, ruhlardır. Kürsübaşı bir yanıyla musiki mektebi, bir yanıyla dert ortağı, en çok da Harput'un kış gecelerini bahara çeviren o kadim 'insanlık sofrası'dır.
Modern dünyanın yalnızlaştıran ekranlarına inat, Elazığ’da hala her akşam bir yerlerde "kürsü" kuruluyor. İpek Yolu’ndan geçen kervanların getirdiği hikâyelerin, Harput’un yanık türküleriyle harmanlandığı bu sohbetler, bir şehrin kimliğini nasıl koruduğunun en canlı örneği. Kürsübaşı, sadece müzik yapılan bir yer değil; bir edep, bir terbiye ve bir dayanışma ocağıdır.
Kor Ateşten Kalplere Sızan Nameler
Kürsübaşı geleneği, adını kışın ortasına konulan ve üzerine yorgan örtülerek etrafında toplanılan "kürsü"den (ısıtıcı düzenek) alır. Ancak bu fiziksel ısınma, sohbetin ve musikinin sıcaklığıyla yarışamaz. Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuvarı akademisyenlerinin yaptığı çalışmalar, bu meclislerin Harput Musikisi’nin "konservatuvarı" olduğunu ortaya koyuyor. Burada usta-çırak ilişkisi içinde yoğrulan hoyratlar ve gazeller, asırlar boyu kulaktan kulağa aktarılarak bugüne ulaştı.
Akademik veriler, kürsübaşı kültürünün toplumsal bir "terapi merkezi" gibi çalıştığını da gösteriyor. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’ndeki makalelere göre; bu meclisler, hiyerarşinin kaybolduğu, zenginle fakirin, alimle esnafın aynı yorganın altında eşitlendiği nadir demokratik alanlardan biridir.
"Kürsüye Oturan Dışarıda Kim Olduğunu Unuturdu"
Harput’un yaşayan hafızalarından, 80 yaşındaki keman ustası Hafız Amca, elindeki yayla sanki geçmişin tellerine dokunurcasına anlatıyor:
"Evladım, bizim vaktimizde televizyon yoktu, ama gönül gözümüz açıktı. Kürsü başına oturduk mu, sanki dünya dışarıda kalırdı. Birisi hoyrat patlattı mı, o koca dağlar üstümüze yıkılır sanırdık. Orada sadece şarkı söylenmez; bir komşunun derdi varsa o çözülür, bir yetimin karnı doyurulur, bir gencin düğünü kurulurdu. Kürsü, bizim sadece ısındığımız yer değil, birbirimize tutunduğumuz yerdi."
Orcik, Pestil ve Musikinin Eşsiz Uyumu
Kürsübaşı demek, sadece kulakların değil, damakların da şenlenmesi demektir. Önceki dosyamızda bahsettiğimiz Harput Mutfağı’nın kışlık çerezleri; orcik, pestil ve kavurga, bu sohbetlerin vazgeçilmezidir. Gecenin ilerleyen saatlerinde içilen acı kahve ise, söylenen ağır gazellerin ruhlardaki yükünü hafifletmek içindir. Arkeolojik kazılarda evlerin orta yerinde bulunan ve "kürsü çukuru" olarak adlandırılan bölmeler, bu geleneğin binlerce yıllık bir yerleşim kültürü olduğunu kanıtlıyor.
UNESCO Mirası: Bir Şehrin Tapu Senedi
Bugün Kürsübaşı geleneği, UNESCO tarafından koruma altına alınmış bir dünya mirası. Ancak Elazığlılar için bu sadece kağıt üzerinde bir tescil değil. Günümüzde bile mahalle aralarında, dernek binalarında veya Harput’un restore edilmiş konaklarında toplanan gençler, dedelerinden kalan o yanık hoyratları aynı şevkle seslendiriyor.
Eğer bir akşam yolunuz Elazığ’a düşerse ve bir evin penceresinden udun tınısı ile yanık bir sesin "Ah!" çekişi gelirse, bilin ki orası bir kürsübaşıdır. Kapıyı çalmaktan çekinmeyin; çünkü o kürsüde her zaman yabancıya da, dertliye de, yoldan geçene de yer vardır. Harput’un ruhunu anlamak istiyorsanız, o dumanlı meclise bir kez olsun konuk olmalı ve insanlığın o en eski melodisine kulak vermelisiniz.
Bakmadan Geçme

