Harput'un çekiç seslerindeki ritim: Bakıra atılan bin yıllık imza
Dabakhane'nin şifalı suyunda yorgunluk attıktan sonra, şimdi Harput'un o ritmik seslerle yankılanan, dumanı üstünde tüten ve el emeğinin göznuruyla buluştuğu kalbine Bakırcılar Çarşısı ve Tarihi Çarşılar bölgesine çıkıyoruz. İşte çekicin bakıra her vuruşunda bir tarihin fısıldandığı, Harput zanaatkârlığının öyküsü:
Harput’un dar sokaklarına girdiğinizde sizi önce o metalik, ritmik bir melodi karşılar: "Tak, tak, tak..." Bu ses, sadece bir bakır ustasının mesaisi değil; Mezopotamya’dan Balkanlar’a uzanan bir zanaat kültürünün Harput’taki son kalesidir. Bakırcılar Çarşısı, ateşin ve çekicin aşkıyla şekillenen bir medeniyetin yaşayan şahididir.
Bir zamanlar İpek Yolu’ndan geçen kervanların yüklerini boşalttığı, Harput konaklarının mutfaklarını süsleyen o devasa kazanların, sinilerin ve ibriklerin hayat bulduğu yerdir burası. Harput bakırcılığı, sadece bir mutfak eşyası üretimi değil; her santimetrekaresinde sabrın, geometrinin ve estetiğin düğümlendiği bir sanat dalıdır.
Bilimin Işığında "Harput Bakırı" ve Alaşım Sanatı
Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi ve Teknik Bilimler Yüksekokulu bünyesinde yapılan metalurjik incelemeler, Harput bakır işçiliğinin neden bu kadar dayanıklı ve değerli olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyuyor. Akademik araştırmalara göre, Harputlu ustaların "dövme tekniği" ile şekillendirdiği kaplar, metalin kristal yapısını sıkılaştırarak hem ısı iletkenliğini artırıyor hem de korozyona karşı üstün bir direnç sağlıyor.
Prof. Dr. Enver Çakar’ın 16. ve 17. yüzyıl esnaf kayıtları (lonca teşkilatı) üzerine yaptığı çalışmalar, Harput çarşısının o dönemde bölgenin en büyük "sanayi bölgesi" olduğunu kanıtlıyor. Kayıtlara göre, Harputlu bakırcılar sadece yerel halka değil, Bağdat’tan İstanbul’a kadar uzanan geniş bir coğrafyaya özel tasarım ürünler gönderiyordu.
"Ateşle Terbiye Edilen Sabır"
Çarşının en eski dükkânlarından birinde, ömrünün 50 yılını körüğün başında geçirmiş olan "Bakırcı Sıtkı Usta", elindeki kalemi bakırın üzerine bir dantel gibi işlerken şunları söylüyor:
"Bakır dediğin nazlıdır; ona vurmayı bilmezsen küser, canını yakarsan çatlar. Biz bu tezgâhta sadece kap kacak yapmadık; ömrümüzü dövdük, sabrımızı işledik. Eskiden kızların çeyizi Harput bakırı olmadan tamam sayılmazdı. Şimdi fabrikalar çıktı ama o el çekicinin bıraktığı izdeki ruhu hiçbir makine veremez. Bu çekiç sesi sustu mu, Harput’un bir damarı kesilir."
Estetik ve İnanış: Mührü Süleyman ve Hayat Ağacı
Harput el sanatlarını inceleyen antropoloji çalışmalarına göre, bakır işleme motifleri rastgele seçilmemiştir. Tabakların ve sinilerin ortasına işlenen "Mührü Süleyman", "Hayat Ağacı" veya "Selçuklu Yıldızı" gibi motifler; bolluk, bereket ve koruyuculuk sembolleridir. Arkeolojik bulgularda ortaya çıkan 18. yüzyıl sonu "Harput işi" ibrikler, bu süsleme sanatının ne kadar rafine bir zevki yansıttığını belgeliyor.
Kaybolmaya Yüz Tutmuş Mirasın Yeniden Doğuşu
Bugün Harput çarşısı, hem belediyenin hem de üniversitenin "yaşayan müze" projeleriyle yeniden canlanıyor. Genç zanaatkârlar, ustalarından devraldıkları bu mirası modern tasarımlarla birleştirerek Harput’un bu kadim sanatını dünyaya tanıtmaya devam ediyor. Çarşıda gezerken alacağınız küçük bir kahve cezvesi, aslında bin yıllık bir ticaret ve sanat zincirinin son halkasını evinize götürmeniz demektir.
Harput’un çarşılarından yükselen o çekiç sesleri, kentin hala "canlı" olduğunun en gür sesli kanıtıdır. Ateşin önünde ter döken ustanın selamını almadan, o bakırın sıcaklığına dokunmadan Harput’u tam anlamıyla gezmiş sayılmazsınız.
Bakmadan Geçme
