Harcında süt, altında şehir saklı bir dev: Harput Kalesi
Bu kez rotayı Harput'un en görkemli ve en tartışmalı simgesine Harput Kalesi'ne (Süt Kalesi) ve onun altındaki binlerce yıllık gizli yerleşimlere kırıyoruz. İpek Yolu'nun bu aşılmaz kilidini, harcındaki efsanelerden son arkeolojik keşiflere kadar incelediğimiz yeni bölümümüz Harput Kalesi (Süt Kalesi) detaylar haberimizde!
Harput’un zirvesinde, bir kartal pençesi gibi kayalara tutunan bu kale; sadece Elazığ’ın değil, Anadolu’nun en eski savunma hatlarından biridir. Halk arasında "Süt Kalesi" olarak anılan bu devasa yapı, her taşında Urartu’nun dehasını, Selçuklu’nun mührünü ve bir şehrin direniş öyküsünü saklıyor.
Harput Kalesi’ne uzaktan baktığınızda, surların kayalarla nerede birleşip nerede ayrıldığını seçemezsiniz. Bu "doğal kale" görüntüsü, Harput’u tarih boyunca kuşatılması en zor şehirlerden biri yapmıştır. Ancak kaleyi asıl efsanevi kılan, bugün bile bilim insanlarını şaşırtan "Süt Kalesi" hikâyesi ve kalenin altındaki devasa yer altı zindanıdır.
Efsaneden Bilime: Harçtaki Süt Meselesi
Kalenin inşası sırasında yaşanan şiddetli kuraklık nedeniyle, hayvanların sütünün su yerine harca katıldığı efsanesi, Harput’un en bilinen anlatısıdır. Fırat Üniversitesi’ndeki yapı analizleri ve restorasyon raporları, bu efsanenin arkasında yatan rasyonel bir gerçeğe işaret ediyor. Arkeologlar ve mühendisler, antik dönem harçlarında dayanıklılığı artırmak için kalsiyum bazlı organik katkı maddelerinin (yumurta akı, süt, kireç karışımları gibi) kullanıldığını, efsanenin bu teknik dehadan doğmuş olabileceğini belirtiyor.
Yer Altındaki Karanlık Hafıza: Zindanlar
Kalenin en ürpertici ama bir o kadar da merak uyandıran bölümü, kayaların içine oyulmuş devasa yer altı zindanlarıdır. Fırat Üniversitesi’nin son yıllardaki kazı çalışmalarında gün yüzüne çıkarılan bu zindanlar, bir zamanlar Haçlı Kontu II. Joscelin ve Kudüs Kralı II. Baudouin gibi önemli tarihi figürlerin esir tutulduğu yer olarak kayıtlara geçmiştir.
Akademik araştırmalar, bu zindanların sadece birer hapishane değil; kuşatma anında binlerce kişiyi barındırabilecek, su sarnıçları ve havalandırma kanallarıyla donatılmış birer "yer altı sığınağı" olduğunu kanıtlıyor. Kazı başkanı akademisyenlerin raporlarına göre, yerin metrelerce altındaki bu odalar, Urartu döneminin kaya oyma sanatının zirvesini temsil ediyor.
"Kalenin Sesi Rüzgârdır, Taşın Dili Sabır"
Kalenin girişinde ziyaretçilere rehberlik eden, aslen Harputlu olan 60 yaşındaki Ahmet Dayı, surlara elini koyarak şunları söylüyor:
"Buraya kale derler ama burası bir ana kucağıdır. Kaç medeniyet gelip geçti, hepsi bu taşlara sırtını yasladı. Biz küçükken bu zindanların dibi görünmez derdik. Şimdi hocalarımız sağ olsun, her şeyi gün yüzüne çıkardılar. Ama kale hala sırrını vermez; rüzgâr esti mi o harca katılan sütün kokusunu, o esirlerin iniltisini duyarsın sanırsın. Harput kalesiz, kale Harputsuz olmaz."
Arkeolojik Devrim: Belek Gazi ve İç Kale Keşifleri
Kalede devam eden kazılar, sadece surları değil, bir "iç kale şehrini" de ortaya çıkarıyor. Bulunan mutfak eşyaları, savaş aletleri ve özellikle Selçuklu dönemine ait süslemeler, kalenin sadece askeri bir kışla değil, canlı bir yaşam merkezi olduğunu gösteriyor. Belek Gazi’nin o meşhur heybeti, bugün kalenin surlarında hala hissediliyor. Fırat Üniversitesi Arkeoloji bölümü verileri, iç kaledeki yerleşim dokusunun 2 bin 800 yıldır kesintisiz bir stratejiyle yönetildiğini vurguluyor.
Zirvedeki Veda Değil, Bir Başlangıç
Harput Kalesi’nin en yüksek burcuna çıkıp ovaya baktığınızda, altınızda yatanın sadece toprak değil, binlerce yıllık bir "insanlık birikimi" olduğunu anlarsınız. Burası, gökyüzüne en yakın, tarihe en sadık noktadır. Süt Kalesi’nin gölgesinde bir akşamüstü geçirmek, Anadolu’nun köklerine yapılmış en derin yolculuklardan biridir.
Bakmadan Geçme