- Haberler
- Elazığ
- Mısır piramitlerinden daha eski: İşte Elazığ'ın Altınova'da saklı 7 bin yıllık sırrı
Mısır piramitlerinden daha eski: İşte Elazığ'ın Altınova'da saklı 7 bin yıllık sırrı
Harput Kalesi'nin heybetli surlarına bakıp şehrin yaşını hesaplayanları şaşırtacak bir gerçek var: Elazığ'ın hikayesi kaleden binlerce yıl önce, Altınova'nın bereketli topraklarında başladı. Norşuntepe'den Tepecik Höyüğü'ne uzanan kazı raporları, Gakgoşlar diyarının yerleşik hayattaki 'en eski' imzasını deşifre ediyor. İşte uzman görüşleri ve bilimsel verilerle Elazığ'ın gerçek yaşı...
Elazığ dendiğinde akla ilk gelen Harput Kalesi ya da Ulu Cami olsa da, şehrin tapusu sanıldığından çok daha eskiye dayanıyor. Arkeologların ve tarihçilerin yıllardır üzerinde çalıştığı veriler, bizi binlerce yıl öncesine; Norşuntepe ve Tepecik Höyüğü’ndeki ilk yerleşim izlerine götürüyor.
Elazığ’ın sokaklarında yürürken attığımız her adımın altında devasa bir tarih yatıyor. Birçok hemşehrimiz en eski yapıyı Harput Kalesi sanır, ancak kale Urartular döneminde; yani günümüzden yaklaşık 2 bin 800 yıl önce yükselmeye başladı. Oysa uzmanların "Yukarı Fırat Havzası" olarak adlandırdığı bu coğrafyada, yerleşik hayatın izleri Cilalı Taş Devri’ne (Neolitik Dönem) kadar uzanıyor.
Kale Değil, Bir "Höyük" Her Şeyi Değiştirdi
Bilimsel verilere ve Prof. Dr. Harald Hauptmann gibi bölgede yıllarca kazı yapmış isimlerin raporlarına baktığımızda, Elazığ’ın en eski yerleşim alanının Altınova bölgesindeki Norşuntepe Höyüğü olduğu görülüyor. Baraj suları altında kalmadan önce yapılan kazılarda elde edilen bulgular, buradaki yaşamın günümüzden tam 7 bin yıl önce başladığını kanıtlıyor.
Norşuntepe, sadece bir toprak yığını değil; Kalkolitik Çağ’dan Demir Çağı’na kadar kesintisiz bir yaşamın sürdüğü, bölgenin ilk sanayi merkezi sayılan devasa bir arşivi temsil ediyordu. Burada bulunan bakır işleme atölyeleri, Elazığ’ın madencilikteki maharetinin tesadüf olmadığını, binlerce yıllık bir genetik miras olduğunu gösteriyor.
Ayakta Kalan En Eski "Mimari" Yapı: Harput Kalesi'nin Urartu Surları
Eğer kastımız höyük ya da toprak altındaki kalıntılar değil de, bugün gidip dokunabileceğimiz bir "mimari yapı" ise, oklar yine Harput’u gösteriyor. M.Ö. 8. yüzyılda Urartu Krallığı tarafından inşa edilen Harput Kalesi, şehrin dikey mimarideki en eski tanığıdır. Süt Kalesi olarak da bilinen bu yapı, sadece surlarıyla değil; içindeki kaya zindanları ve Urartu kutsal alanlarıyla bir mühendislik harikası kabul ediliyor.
Akademik kaynaklarda, özellikle rahmetli Prof. Dr. Veli Sevin’in bölge üzerine yaptığı çalışmalar, kalenin temellerindeki Urartu işçiliğinin bölgedeki en eski "ayakta kalan taş mimari" olduğunu tescilliyor.
Kısa Bilgilerle Elazığ Zaman Tüneli:
Norşuntepe Höyüğü: M.Ö. 5000’lere dayanan ilk yerleşim izleri.
Tepecik Höyüğü: Kalkolitik ve Tunç Çağı buluntularıyla bölgenin eski yönetim merkezi.
Harput Kalesi (Urartu Surları): M.Ö. 8. yüzyıldan günümüze ulaşan en eski "taş yapı".
Meryem Ana Kilisesi: M.S. 179 yılına tarihlendirilen, dünyanın en eski Hristiyan mabetlerinden biri.
"Zenginlik Toprağın Altında Saklı"
Yerel tarih araştırmacılarının köşe yazılarında sıkça dile getirdiği bir gerçek var: Elazığ, bir açık hava müzesi olsa da asıl hazine toprak altında. Keban Barajı projesi kapsamında yapılan "Kurtarma Kazıları" olmasaydı, Norşuntepe’nin Mezopotamya ile Anadolu arasındaki o köprü rolünü belki de hiç öğrenemeyecektik.
Bugün Harput’a çıkıp ovaya baktığınızda gördüğünüz şey sadece bir manzara değil; 7 bin yıllık bir medeniyetler silsilesidir. Kaleyi bir başlangıç değil, bu uzun hikayenin en görkemli bölümlerinden biri olarak okumak gerekiyor.
Bakmadan Geçme

