• Haberler
  • Elazığ
  • Elazığ'da bir devrin sonu: Sessiz köyler, ıssız mahalleler ve kilitli kapılar

Elazığ'da bir devrin sonu: Sessiz köyler, ıssız mahalleler ve kilitli kapılar

Göç, sadece bir nüfus hareketi değil Elazığ için bir kültürün, bir yaşam biçiminin yavaş yavaş sahneden çekilmesi demek. Şehrin boşalan köylerinde ve eski mahallelerinde yaptığımız saha araştırması, 'Gakgoşluk' kültürünün kalesi sayılan o eski sokakların nasıl birer sessizlik abidesine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Elazığ’da bugün merkeze bağlı köylerin birçoğunda, akşam ezanı okunduğunda yanan ışık sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Eskiden çocuk sesleriyle çınlayan, harman dövülen o şenlikli köyler, şimdilerde sadece yaz aylarında "gurbetçilerin" uğradığı birer dinlenme tesisine dönüşmüş durumda. Sokağa çıktığınızda gördüğünüz tek şey, paslanmış kilitler ve sahipsiz kalmış meyve ağaçları.

Harput’un Eteklerinde Mahalle Kültürü Can Çekişiyor

Göçün vurduğu tek yer kırsal değil. Elazığ’ın o meşhur mahalle kültürü de bu büyük savrulmadan nasibini aldı. Eskiden kapı önlerinde kurulan "kürsübaşı" sohbetleri, komşunun tenceresinde pişen aşın kokusu, yerini yüksek güvenlikli sitelere ve "kimsenin kimseyi tanımadığı" apartman dairelerine bıraktı.

Sosyolojik verilere baktığımızda, Elazığ merkezdeki tarihi mahallelerin demografik yapısının hızla değiştiği görülüyor. Fırat Üniversitesi’ndeki akademik çalışmalar, mahalle içi dayanışmanın yerini "bireyselleşmeye" bıraktığını kanıtlıyor. Şehrin yerlisi olan aileler batıya göç ettikçe, boşalan evlere dışarıdan gelen geçici nüfus yerleşiyor. Bu da "Eski Elazığ" ruhunun hafızalardan silinmesine neden oluyor.

Rakamların Sustuğu Yer: Köylerdeki Hüzünlü İstatistik

TÜİK’in soğuk rakamları Elazığ için net göç hızını söylerken, sahadaki gerçek çok daha dramatik. Özellikle Maden, Baskil ve Ağın gibi ilçelerde nüfusun yaş ortalaması 60’ın üzerine çıkmış durumda. Gençlerin iş bulma ümidiyle şehri terk etmesi, tarımsal üretimi de bitirme noktasına getirdi.

İşte Elazığ'ın köylerindeki sosyal ve ekonomik daralmanın somut yansımaları:

  • Üretimden Tüketime: Eskiden kendi yağıyla kavrulan, şehre sebze-meyve gönderen köyler; şimdi ekmeği bile şehirdeki fırınlardan gelen kamyonlarla alıyor.
  • Kapanan Okullar: Nüfus yetersizliği nedeniyle köylerdeki taşımalı eğitim sistemi, köyleri sadece "yaşlıların ikametgahı" haline getirdi.
  • Vefasızlık ve Miras: Göç edenlerin çocukları, dededen kalan toprakları ya atıl bırakıyor ya da parçalayarak satıyor. Bu da mülkiyet yapısını bozuyor.

Köşe Yazarlarının "Vefa" Çığlığı

Yerel basının usta kalemleri, bu durumu sık sık "Kültürel Erozyon" başlığıyla işliyor. Gazeteci-yazar Ahmet Karcan’ın bir makalesinde belirttiği gibi: "Biz sadece insan kaybetmedik; biz birbirimize olan güvenimizi, o meşhur Elazığlılık hukukunu kaybettik. Giden her Gakgoş, cebinde şehrin bir parçasını da götürdü." Bu tespit, aslında Elazığ’ın içinde bulunduğu sosyolojik krizin en samimi özeti. Şehir sadece nüfus sayımı sonuçlarında küçülmüyor; ruhuyla, kültürüyle ve aidiyet duygusuyla da daralıyor.

Peki, Elazığ Bu Göçü Durdurabilir mi?

Analizimizin son durağında şu soruyu sormak zorundayız: Elazığ, kaçırdığı bu beyin göçünü ve iş gücünü geri getirebilir mi? Yoksa "Büyükşehir" olma hayalleri kurarken, kendi içindeki köklü değerleri tamamen mi kaybedecek?

Bakmadan Geçme

Elazığ Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
WhatsApp İhbar Hattı
0538 23 006 23
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!