TERÖR…
Büyük bir devletimiz var ama küçük beyinlerin yönetiminde tavuk kümesine döndük. Son birkaç gün içinde 30 küsür şehit; belki daha fazla toplumsal kaos olmasın diye açıklamıyorlar. Daha öncede kaleme aldığım yazılarımda bahsettim DEVLETİN nerde olduğunu. Devlet paparazzi kameramanları gibi kim kiminle nerde, hangi pozisyonda onun takibinde; sınırın dışından ve içinden gelenler karakollarımızı adeta kümese çevirdiler.
DÜNYANIN HİÇ BİR YERİNDE TERÖRLE MÜCADELE SAVUNMA PSİKOLJİSİ İÇİNDE YAPILMAMIŞTIR. KARAKOL BİNALARINI GÜÇLENDİREREK, SİLAH VE MÜHİMMATI ARTTIRARAK, HERON VE NERONLARI ALARAK TERÖRLE MÜCADELE EDİLEMEZ. TERÖRÜ BİTİRMEK İÇİN AV POZİSYONUNDAN ÇIKIP AVCI OLMAK GEREKİR…
AKSİ TAKTİRDE HER GÜN ŞEHİT HABERLERİ İLE UYANACAĞIZ…
Her gün canımdan bir can daha kopuyor. Her şahadet haberi ile ömrümden ömür gidiyor. Milletim ise hala uyumakta, hala tepkisiz kalmakta. Yahudi atasözü olan bana dokunmayan yılanı herkes koynunda beslemekte, öyle ya bugün ona dokunmayan yılanı gizlemek ve beslemek ne zarar verebilir ki….
Artık her gün şehit haberi duymak sıradanlaştı, tıpkı her gün izleyeceğimiz hava durumu raporları gibi oldu. “Bu gün yurdun bilmem ne bölgesinde kaç şiddetinde patlatılan mayın ile 5 asker, bilmem hangi bölgede karakola yapılan baskın ile 10 asker …..vs.”
Ölenle de ölünmüyor zaten, olan ölene ve geride kalan ailesine oluyor, bir iki protokol ziyareti, bir iki devlet erkânı başsağlığı ve taziyesi…
Sonra, sonramı yetim yavruların yıllar süren çilesi, ailenin bitmeyen ızdırabı…
İnsanlar şehitlere o kadar alıştı ki, televizyonlarda şehit haberlerini izlerken yemeklerini rahatlıkla yiyebiliyor, çaylarını yudumluyorlar. Dost sohbetleri arasında, gündelik siyaset kavgaları arasında yitip giden canlar… Yıkılan hayaller, kahrolan aileler, feryatlar figanlar, sadece ateşin düştüğü yerde var. Madalyonun diğer yüzü mü? Timsah gözyaşları içerisinde hamaset nutukları atan siyasetçiler, kanı yerde kalmaz diyen bürokratlar. Protokol gereği cenaze namazına katılan omzu yıldızlılar…..
Bir de tutturmuşlar milli birliğimizi ve kardeşliğimizi kimse bozamaz…
Hangi kardeşlik,
Kardeşimin kucağında oturup her gün canımı acıtanlar var…
Gözümün içine sokarcasına pkk itlerini bayrak yapıp kapıma asanlar var…
Yetmez miş gibi…
Düğün ve toylarda kullandığımız havai fişekler ile polise saldıranlar var…
Molotof kokteylleri ile otobüs yakanlar var..
Vatandaşın malına canına kast edenler var.
Dağdaki yetmezmiş gibi şehirde de akrep gibi can yakanlar var…
Eee tabi devlette var millet de var…
Devlet ne yapıyor….
Hükümete karşı olanlara Azrail kesiliyor. Hasbel kader ben AKP ye karşıyım diyenin yedi sülalesinin ev, cep ve iş telefonları dinleniyor. Bir açığı aranıyor, sonramı günü gelince de kullanılıyor.
Devlet olmanın gereği, acı ile yaşamasını öğreniyorlar ne hikmetse..
Canımızı acıtanların yedi sülalesinin canını yakmak varken canı yananlara teselli veriyorlar sadece.
Üç beş tane pkkli piç ölünce bütün ülke ayağa kalkıyor, faili meçhuller araştırılıyor, tetiği çekenden o gün görevli olan her kese kadar üstüne düşen payı alıyor. Ama onlarca asker şehit oluyor, bir o kadar yaralı var.. eee ne mi oluyor.
Hamaset nutuklarına devam, alıştığımız klişe sloganlar ile sesleniyorlar bütün erkan..
-Kanı yerde kalmaz,
-Vatan bölünmez,
-Kardeş kavgasına hayır,
-Analar ağlamasın,
-İntikamı büyük olacak…
Yeter Allah Billâh aşkına yeter. 30 küsür yıldır böyle diye diye anamızı ağlattınız. Ya bu işi çözün ya da bırakın millet çözsün. Kısasa Kısas olsun… Her şehit edilen bir asker için birkaç pkk lı, bdp li ipe dizilsin…
Kamera karşısına geçip pkk temsilcileri ile muhataplığın sonucunda bu ülkede çok güzel şeyler olacak diyen Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı yav bide gelin şu gariban askerin anası babası ailesi ile görüşün, bakın yürekler nasıl yanıyor… Çok güzel diye başlayan ama birçok bomba, saldırı, kurşun ve yüzlerce ŞEHİT olarak topluma yansıyan güzelliklerin aslında bizim taraftaki yansımasının sadece kan ve gözyaşı olduğunu gördük. Gözümüzden sakındığımız, pırıl pırıl yüzlü, genç delikanlılarımızın kalleş pusularda kahpece şehit edilmesini gördük.
Olan yine garibana oluyor. Gariban ailesinin ocağı sönüyor. Buna karşın şehit ile ölen terörist itini bir tutanlar, it anası ile şehit anasını aynı terazide tartanlar hala tozpembe tablolar ile demokrasi havarisi gibi barıştan özgürlükten bahsediyorlar. Dün meydanlarda anaların gözyaşını dindireceğiz diye bu itlere taviz verenler, Diyarbakır’a gidip Kürtçe selam verince, Kürtçe yayın yapan kanal açınca, şivan perveri konsere getirince, Kemal Burkay’la söyleşi düzenleyince terörün biteceğini düşündüler. Oysa Tunceli, Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak, Van’daki terör kamplarını görmezden geldiler, Habur’da kırmızı halı ile karşılayıp kandilden gelen mesajların kamplara ulaşmasını sağladılar. Taviz üstüne taviz ile birlikte artan şiddet, tehdit ve şantajı bu millete yutturmaya çalıştılar. İmralı’dan yönlendirilen örgütün sözde silahsızlık eylemlerine aldanarak zafiyet içine düştüler.
HER TÜRK ASKER DOĞAR…
AMA HER TÜR ASKER OLARAK ŞEHİT OLMAK ZORUNDA DEĞİL….
|