LİDER, DALKAVUK VE SOYTARI...
Uzun uzun düşündüm ne yazayım diye….
Terör meselesi, siyaset, ekonomi, tarım vs bir çok konu geldi aklıma önce ama sonra yıllar önce okuduğum bir makale geldi aklıma yazar sayın Sibel ERALTAN tarafından kaleme alınan çok güzel bir makale “LİDER, DALKAVUK ve SOYTARI”…
Çevremizde o kadar dalkavuk var ki….
Soytarılığa özenenleri de göz ardı etmemek lazım..
Değeri beş para etmez insanlara makam ve mevkileri uğruna verilen kıymetin zamanla yersizliğini gördüm. Toplum içinde itibarı sadece “nasreddin hocanın kürk” mevzusu gibi etiketle itibarlaşan zavallılar gördüm. Karakter ve şahsiyeti gelişmemiş ancak mevki ve makamı yüzünden krallaştırılan zavallılar gördüm. Şahsiyetini statüsünü bir tarafa koyup kralı güldürmek için dünyada var olduğunu zannedip çalkalayıp duranları gördüm.
Siz değerli okuyucuların fazlaca gözlerini yormak istemiyor ve o güzel makaleyi sizlerle paylaşıyorum..
Selam hürmetle.
“LİDER, DALKAVU ve SOYTARI”…
Gelenekçi statükocu toplumlarda sosyal yaşamdan iş yaşamına, kamu yönetimlerinden siyasal platformlara değin, her yöneticinin ve yönetim grubunun çevresinde onu tehditlerden koruyan korumaları (body guardları) olabileceği gibi, onu canını sıkacak ya da hoşlanmadığı bilgilerden, gerçeklerden uzak tutacak zihin bekçileri (mind-guard) vardır. Zihin bekçileri yönetime bu bilgileri ulaştırmaz ya da onun hoşuna gidecek biçimde revize ederek, süzgeçten geçirirler. Böylece, yöneticinin ve yönetim grubunun çevresinde zamanla gerçek dünyadan farklı bir dünya ve akıl yürütme biçimi oluşur. Yani, artık alınan kararlar ve yürütülen düşünce dizileri yönetimin ya da yöneticinin olmaktan çıkar, sosyal psikolojide grup düşüncesi (group think) adı verilen bir dünya ve akıl yürütme biçimi oluşur.
Grup düşüncesi çağrıştırdığı gibi kolektif, nesnel ve sağlıklı bir oluşum değil; gerçekçilikten uzak, yapay ve sağlıksız bir düşünce üretme sürecidir. Öylesine ki liderin ruh sağlığını ve kişiliğini ciddi anlamda bozar. Birçok sosyal psikolog tarafından incelenmiş bu sürecin işlediği durumlarda, rakipler ya da benzeri kuruluşlar ya da liderleri güçsüz, yetersiz, niteliksiz gösterilirken; bir grup şovenizmi ve narsisizm ışığında kendi grup ve liderlerinin güçleri abartılır, yüceltilir ve tüm gözlemler bu yanılsama ya da gerçekle örtüşmeyen süreç ışığında değerlendirilir. Bu duruma batıdan çok doğu toplumlarında sıklıkla rastlanır. Değerli yazar Zülfü Livaneli nin de tanımladığı gibi bir (mediocré) vasat ve orta zekâlılar cenneti olan ülkemiz gibi doğulu toplumlarda iş yaşamından bürokrasiye, siyasete değin birçok alanda egemen olan bu olgu, durağanlığı (statikliği) besler ve evrimin önündeki en önemli engellerden birisini teşkil eder. Bu sürecin baş kahramanı, çok bildik bir sima, bize Osmanlı dan miras dalkavuk örneğinin en büyüğüdür.
Yıllar önce, değerli düşünür, gazeteci, yazar Sayın İlhan Selçuk da bir yazısında, doğunun dalkavuğu ile batının soytarısını kıyaslamış; birçok benzerliğine karşın köklü farklılıklarını da vurgulayarak, dalkavuğun, doğunun geri kalmışlığındaki rolünün altını çizmişti.
Dalkavuk efendisini öylesine abartır, öylesine allar pullar ve yağlar ki, efendi kendisini olmadığı kadar yüceltir, dev aynaları dahi yetersiz kalır; güdüklüğünü, güçsüzlüğünü, zaaflarını ve korkularını göz ardı ettirir; neredeyse yarı-tanrısal bir boyuta taşıdığı liderini, evrenin (cosmos) merkezine oturtur; tüm insanları artık o ve diğerleri olarak ikiye ayrılmış görmeye başlar. O , artık dünyanın, halkının, temsil ettiği ya da yönettiği kitlenin başına konmuş bir devlet kuşudur. O ne eylerse doğru eyler; O en dir, en üstündür; sanki başının etrafında bir hare vardır.
Oysa, doğunun dalkavuğuna karşın batının soytarısı da kralına, efendisine komiklik yapar, güldürür, eğlendirir (genelde cüce veya fiziksel özürlüdür); ama dalkavuğun aksine güldürürken, överken O nu yerer de, ince ince eleştirir, iğneler. Dalkavuk gerçeği örterken soytarı onun tam aksine gerçeğe ve efendisinin hatalarına ayna tutmaya çalışır. Dalkavuk efendisini asla sevmez, soytarı sever, vefalıdır. Dalkavuk efendisini körleştirir, hissizleştirir, yarattığı yanılsamayla O nun algı ve muhakeme yeteneğini yok eder. Osmanlı padişahlarının megalomaniden (psikiyatride büyüklük hastalığı) kendilerini bir ölçüde kurtarabilmek için, maiyetlerine Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var diye bağırttıkları rivayet edilir. Buna karşın ne bir afrodiziyak olan iktidar ve koltuk hırsından vazgeçmişler; ne de bu uğurda kendisi ve iktidarı için tehlike olarak gördüğü ya da bazen varlıkları ile dahi kendi yetmezliklerine ayna tutan vezirlerini, sadrazamlarını, kardeş, ana, baba, evlat tanımaksızın katletmekten, kan dökmekten kaçınmamışlardır.
Öte yandan dalkavuk bunca yanlış yönlendirdiği, yanılttığı liderini başı sıkıştığında en önce terk edendir. Erkini yitirdiği, tökezlediği anda O nu en başta karalayan, kötüleyen, düşman saflarının en önünde yer alandır; düşmanı dahi utandıracak, yaya bırakacak ateşlilikte kötüleşebilendir; ilk kurşunu, hançeri, tekmeyi vurandır. Oysa soytarı, efendisini asla terk etmez, ihanet etmez, erkini yitiren kralını, liderini yalnız bırakmaz, Shakespeare in ölümsüz trajedisi Kral Lear da olduğu gibi.
İşte doğuya uygarlık trenini yüzyıllar öncesinden kaçırtan en önemli etmenlerden birisi dalkavukluk iken, batının da evrim sürecinde önünü açan en önemli örneklerden biri de soytarısı ve işlevidir. Çünkü insanları da, örgütleri ve toplumları da geliştiren en önemli unsurlardan birisi eleştiri-özeleştiri mekanizmasıdır.
Cumhuriyet tarihi boyunca, Atatürk ten sonraki hemen hemen tüm siyasal hareketler ve liderler üzerinde etkisine tanık olduğumuz bu grup düşüncesi kavramı ve liderin seçtiği delege-delegenin seçtiği lider kısır döngüsü ise merkez sağı da, merkez solu da parçalamış ve pek çoğunu seçim barajını dahi geçemez duruma getirmiştir. Şimdiki siyasetçilerin de tüm bu deneyimleri göz ardı etmemeleri gerek mez mi? 1960 Devrimi öncesi Beni İzmir mitingi yanılttı diyen Adnan Menderes i, 80 darbesi ertesinde Hamzakoy da salt eşlerinden başka kimseyi yanlarında bulamayan Sayın Ecevit ve Demirel i hayal kırıklığına uğratan ve yalnızlaştıran yine aynı olgu değil midir?
|