Geçenlerde bir grup dostumuzla iftar yemeğindeydik.
Bizimkisi özel dost iftarıydı 6-7 kişilik öyle protokol erbabı işi değildi yani, sıcak bir ramazan günün ardından serin bir ortamda yürekli birkaç dostla iftar; insana doyumsuz geliyor. Yemeklerden çok sohbetin tadı ve hazzı dimağlarda güzel bir tebessüm oluşturdu.
Tabi dostların kişisel özelliklerinin yanında ortak ilgi alanı da siyaset olunca muhabbet epey uzadı gitti. Siyasal iktidarın halk tabanında neden bu kadar geniş kitleleri arkasına çektiğinin analizinden, CHP’nin Elazığ’daki oy patlaması, MHP üzerine oynanan siyaset mühendisliği, Elazığ’ın siyasi analizine kadar bir çok konu konuşuldu. Ortak değer Ülkücülük olunca özellikle MHP’nin Türkiye genelindeki seçim sonuçları, ilimizdeki sonuçlar vs epey değerlendirmelerde bulunuldu. Genel kanaat olarak milletin neden AKP’yi tercih ettiğinden çok neden MHP’yi tercih etmiyorlar konusunun sosyolojik olarak araştırılması gerektiği yönünde düşünce ağır bastı.
Özellikle sağ seçmenin Türkiye’de oy oranının % 65-70 arası olduğunu göz önüne alındığında mevcut iktidar partisi AKP’ye oy veren büyük bir çoğunluğun alternatif olarak düşündükleri ikinci sağ partinin MHP olması gerçeği, MHP’nin aldığı oyun çok büyük bir başarı olmadığını ortaya koyuyordu. Bütün siyasi analizler ve anketler mevcut konjoktür içinde MHP’nin alternatif iktidar adayı olduğunu ortaya koymakla beraber hali hazırda özellikle listelerdeki algılar, ve AKP’nin MHP’yi sürekli CHP ile beraber hareket eden bir siyasi yapı olarak halka anlatması, kaset skandalları, özelikle bir cemaatin seçim süreci boyunca sürekli olarak ülkücü oylar üzerinde toplum mühendisliği yaparak taban ile tavanı ayrıştırmaya çalışması, bazı konulardaki yanlış politikaların izlenmesi MHP’nin aldığı oyun neden bu oranda olduğunu açıklamaya yetiyor. MHP iktidara talip en güçlü 2. sağ parti olarak Türkiye’de İktidar olması ancak siyasal iktidarın demokratik yollarla ekarte edilmesi ile gerçekleşebilecek bir durum olsa gerek. Sohbet esnasında değerli dostlarımızdan birisi Siyasal İslamcıların “ŞÖHRETLE-ŞEHVETLE ve SERVETLE” tanıştıklarını bu sebepledir ki başarmak bu kazanımlarını devam ettirebilmek adına ciddi manada örgütlü ve profesyonel olarak çalıştıklarını ifade etti. Evet siyasetçiler ŞÖHRET-ŞEHVET VE SERVET ile tanışınca nerden geldiklerini, amaçlarının ne olduğunu çok kolay unutabiliyorlar. Bu üçü yan yana gelince siyasetçi yola çıktığını da, yolda bulduğunu da, yolda gördüğünü de satmaya hevesli oluyor. Hele siyasette yeni palazlanmış olanlar için hırs-intikam ve nefret duyguları bencillik ve enaniyet ile birleşince SÖHRET-ŞEHVET ve SERVET beklentileri daha da kontrol edilemez bir istek ve arzu haline dönüşebiliyor.
Tabi masada oturan dostlarımızdan birisi Eski MHP il Başkanı Servet GÜRGÖZELER. Şöhret, Şehvet ve Servet üçlemini anlatanda sayın GÜRGÖZELER olunca ŞÖHRET ve ŞEHVETİMİZİN OLMADIĞINI tanıdığımız tek SERVET’inde kendisi olduğu söyleyince masada gülüşmeler aldı gitti başını. İşin şakası bir tarafa ama sayın GÜRGÖZELER’in dediği gibi siyasetçi bu üçlü ile tanışınca bide bilinçaltında kibir be enaniyet eğilimleri haddinden fazla olunca hangi partide olursa olsun memlekete bir faydası olmuyor.
Hele bazıları var ki, şah olmadan şahbazlığa soyunuyorlar. Hasan SABBAH’n haşhaş vererek uyuşturduğu müridleri gibi haşhaş vermeden her kesin kendisinden etkilenmesini, itaat ermesini, biat etmesini bekliyorlar. Her elini sürdüğünün kendisine hayran olacağını, bakışı ile seçmeni etkileyeceğini düşünüyorlar, Bunlar Şöhret, Şehvet ve Servetle’de tanışınca vay memleketin başına…..
Siyasetçi dediğin Şeyh EDEBALI hazretlerinin nasihatindeki gibi olmalı, siyasetin amentüsü olarak bu nasihati ezberlemeli ve uygulamalı, ama bizim gördüğümüz, duyduğumuz ve bildiklerimiz bizi haklı çıkarmakta, dün insanlara “Sizi aşağılayanlar ile beraber olunca mutlu oluyorsanız bu sizin aşağılanmayı hak ettiğinizin göstergesidir.” dediğimizde hoplayanlar dün köprü geçilene kadar dayı muamelesi gördüklerini fark etseler de iş işten geçmiştir.
Kıssa olarak duymuştum daha önce çok hoşuma giden bir CENGİZ HAN kıssası;
“Cengiz han küçük daha, lala eğitiminde,
Çok İlginç rüya görür, rüyayı lalasına anlatır. Lalası ona bir gün dünyanın uzun yıllar bahsedeceği büyük bir imparator olacağının kehaneti olduğunu ifade eder, ve sorar:
-“İmparator olunca benimle ilgili düşüncen nedir?” Diye. Cengiz Han:
-“Senin Kelleni vurduracağım.” Der. Lala ürperir bir an:
-“Sebebi nedir ? Hakanım” der, Cengiz Han:
-“Beni KIRMIZI DON ile gezerken gören bir tek sen varsın o yüzden” der.
Kıssadan hisse de olsa her kes kendine bir pay çıkarıyor. Ben don çetelesi tutmuyorum, ama siyasette uzun yıllardır çok kırmızı donlu insan gördüm. İmparator olmadan kelle almaya kalkanları gördüm. Tek mevsimlik çiçek gibi açmadan solanları gördüm.
Birde...
Eski çizgi film kahramanlarından HE-MAN gibi;
“GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA GÜÇ BENDE ARTIK” diyenler gördüm….
Siyasette güç GÖLGELERİN olmadığı için gölgelerden güç alanlar gölge gibi kaybolmaya mahkumdurlar….
Gücünü Milletten alanlar, Teşkilattan alanlar, uzun ömürlü siyasetçi olurlar aksi taktirde…
Sadece GÖLGE gibi dolaşır durular.
Karanlıkta Gölgeleri bile olmaz, Güneş Tam tepeye çıkınca Gölgeleri bile kalmaz…..
Oysa siyasetçi dediğin
Osman BÖLÜKBAŞI gibi,
Gün SAZAK gibi…..
Alparslan TÜRKEŞ gibi,
İsimlerini burada sayfalarca zikredebileceğim EHİL insanlardan olmalı.