MİLLETİN VEKALETİNİ ALABİLMEK İÇİN MİLLETİN GÖNLÜNE TAHT KURMAK GEREK…
Yoksa milletin sırtından asalaklar gibi tek mevsim çiçeği olmak kolay.. her mevsim açan gül olmak yakışır milletin temsilcisine yada dört mevsim yaşamak…
Siyasette süreklilik arz etmek, sürdürülebilir politikalar geliştirmek, milletin gerçekten temsilcisi olabilmek için bazı değerler olmalı insanda. En başta alçakgönüllülük, hoşgörü, sevgi, saygı, vs gibi değerler taşımalı insan… İnsana rağmen siyaset mümkün müdür yoksa. İnsana değer vermeden insanın vekâletini almak öyle kolay olmasa gerek. Vekaletini alabilmek için insanın gönlüne hitap edebilmek önemli, gönlünde taht kurulan insanın aklında iz bırakmak ve onun vekaletini almak daha kolaydır. Siyaset hizmet işiyse, hizmet gönül işi olduğuna göre siyasette gönül ile olur. Gönül alamayan siyasette destek alamaz. Yoksa vekalet birkaç yıllık seçilen adamın ihtiras tatmininden öteye gitmez. Değerini bindiği arabanın plakasının renginde kurumsallaştıran veya oturduğu makamın ihtişamında şekillendiren insanın elinden bunları aldığınızda geride sadece hiç kalır. Ama bu tür insanlar hiç olmayı bile beceremezler. Nefisleri onları öyle kışkırtmıştır ki arzın merkezine kendilerini oturtmuş diğer canlıları da kendi hizmetlerine sunulan köle olarak görmektedirler. Kısacası tek kelime ile NARSİST tirler
Narsistler Milletvekili olabilirler ama Milletin vekâletini alıp milleti temsil edemezler. Çünkü onlar için sadece kendisine itaat eden, biat eden iradesi gelişmemiş asalak sürüleri Millet den daha önem arz eder. Onlar için zaten kendileri bu millet için lütuf sayılmaktadır.
Siyaset insan merkezli yapılır. Büyük devlet adamı olmak kolay değil. Şeyh Edebalinin dediği gibi ”insanı yaşat ki devlet yaşasın.” Diyormuş eskiler. Şimdikiler ise büyük adam olmak için koca koca adamları basamak diye kullanıyorlar. Hep ayı denk gelmez ya geçilecek köprü üzerinde bir gün aslan gelir bir gün BOZKURT gelir, çakala dayılık etmez ikisi de. Bir pençede bitiriverirler işini. Menfaat için eğilenler dik gezemezler. O yüzden ayı ile dayı yeğen olanlar çabuk belli eder kendisini. İçimizdeki ayı yeğenlerini tanıyoruz. Not alıyoruz.
Ne diyor milletin asil evladı: “Oğul oğul ben sana vali olamazsın demedim. Adam olamazsın dedim.” Neymiş mesele adam olmakmış. Meslekler, unvanlar, makamlar hepsi gelip geçicidir. Bir gün muhakkak karşılaşacaklarını unutarak yukarı çıkarken kimin sırtına basıp geçtiklerine dikkat etmeyenler, aşağı inerken yine aynı simalar ile karşılaşmaktan kaçamayacaklar. O zaman yüzleri olacak mı, olmayacak çünkü enaniyet denen şeytanın kölesi olmuşlardır. Helallik almaktan çok büyüklüğü kendisine yakıştırıp helal etmeyi lütuf sayarlar.
OYSA HERKES BİR GÜN HİÇ OLACAKTIR...
Devrin valisi emrindeki yöneticiler ile atının üstünde şatafat içinde girer şehreYol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe divan selamlarlar valiyi. Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiçbir şey ile ilgilenmeyen bir adama takılır Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın olduğu yere sürer atını vali Atının üstünden inmeden, vakur ve sert bir ses tonu ile bağırır adama:
- "Behey adam, herkes benim şehre gelişimi el pençe karşılarken sen kimsin ki yerinden bile kıpırdamıyorsun?
"Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan, sakallarının ve uzun saçlarının arasından beli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek:
- "Ben hiçim" der
Vali daha da hiddetlenir,
- "Ne demek hiç, senin bir adın, şanın ünvanın yok mu bre adam" der
-"Senin var mı? " der bu kez adam
Vali iyice şaşırır ama cevaplar,
"Gafil adam, nasıl tanımazsın, ben valiyim" der
Adam aynı ses tonu ile sorar yine
- "Peki daha sonra ne olacaksın?"
- "Sadrazam olacağım" der vali
- "Peki daha sonra?"
- "Padişah olacağım"
- "Peki ya daha sonra?"
Kısa bir an duraksar vali ve döner ve;
- "Hiç" der
DEĞERLİ OKUYUCULARIM,
SİZE BÖYLE DAVRANANLARA SADECE GÜLÜMSEMENİZ DİLEĞİ İLE MUHABBETLE
|