SİYASİ AHLAK
Değerli dostlarım sizlerle buluşmayı planlarken Türkiye siyasetinde kaset maniplasyonlarının had safhaya ulaştığı, siyasetin ölçüsünün tamamen kaybolduğu, rakipleri yıpratmak için her türlü kirli propagandanın meşru sayıldığı bir dönemde yazı yazmak biraz zor oldu. Özellikle Elazığda siyasete soyunan isimler ile ilgili kendi partisi içerisindeki aday adayı arkadaşlarının yapmış olduğu makyevelist propagandayı eleştirirken ve bu konuyu kaleme almayı palanlarken, MHP de yaşanan kaset skandalları nedeni ile Siyasette Ahlak konusunda bir şeyler yazmak istedim.
12 haziran seçim sürecine girdiğimizden beri özellikle Türkiye üzerinde oynanan oyunları düşündüğümüzde BOP projesinin gerçekleşmesi için MHP siz bir meclis arzusunun özellikle ABD ve AB için ne kadar önem arz ettiğini yazmaya gerek yoktur herhalde.
MHP köklü siyasi geçmişi ile Türk Siyasi tarihinde Milli duruşunu hiç bozmadan önce Ülkem ve Milletim sonra partim şeklindeki yaklaşımı ile öncelikleri sıralamasında ülke ve milleti en baş sıraya oturtmuştur. Ancak Türkiye üzerine oynanmakta olan oyunlar göstermektedir ki MHP nin varlığı ve siyasi durşu birilerinin Türkiye üzerine planladıkları senaryoları gerçekleştirmek için engel teşkil etmektedir. Bu sebeple parti içinden de nefsine yenik düşenlerin tespiti, takibi ve kaydının alınması ile elde edilen bilgi ve bulgulan seçim öncesi MHP yi vurmak için kullanılacak en önemli malzeme haline gelmiştir.
Üzülerek söylemeliyim ki, siyaset MAKYEVELİST bir yaklaşımla yapıldığında insanların amaçlarına ulaşmak için ne kadar aşağılaşacağını MHP ye karşı oynanan bu kaset olayı ile gözlemlemekteyiz.
Bugün MHP ye karşı oynana kaset maniplasyonlarını meşru sayanların yarın aynı duruma maruz kalmayacağını kim garanti edebilir. 40 yıllık bir çilenin mücadelesini 3-4 dk lık bir kaset görüntüsü ile bir insanın ömrünü hem toplum önünde, hem ailesi önünde, hem siyasi geçmişi önünde bu kadar hırpalamak basit bir şey mi?
Sözlerimi daha fazla uzatmadan daha önceden kaleme aldığım yazımı sizlerle paylaşıyorum. Selam ve saygılarımla
SİYASİ AHLAK
Türkiye’nin en büyük sorunu, Türk siyasal elitinin ahlaken çürümüş, Türk milletinin üzerine bir kene gibi yapışmış ve Türkiye’nin kanını emen siyasal elit olmasıdır. Diğer bir ifade ile Türkiye’deki bütün sorunların kökeninde siyasal ahlakın olmaması, siyasal ahlaksızlığın normal yaşam tarzına dönüşmüş olmasıdır. Bu anlamda hemen hemen bütün siyasal partiler Türkiye’yi yönetmek iddiasından çok Türkiye’nin kaynaklarını kişisel, ailesel, partisel ve grupsal amaçları doğrultusunda istismar etmek amacı ile iktidarı hedeflemektedirler.
Darbe Anayasalarının belirli kalıplarla sınırlandırdığı parlamenter rejim ve seçim sistemi hemen hemen bütün siyasi partilerin şikayet ettiği fakat iktidara geldiğinde masaya yatırmaya yanaşmadığı bir karmaşa yumağına dönmüştür. Bütün siyasi patiler içinde bulundukları siyasi adaletsizlikle elde edilmiş gücü kaybetmemek adına durumla yüzleşmekten hep kaçınmışlardır. Yıllardan beri defaten değiştirilen ve her zaman değiştirenin lehine bir değişiklikle tamamlanan seçim sistemi sivil siyasetin zaafı haline gelmiştir. Güvenlik bürokrasisinin siyaset üzerindeki oligarşik davranışlarından şikayet eden siyasetçilerin seçim ve siyasi partiler yasasında demokrasi eksenli açılımlardan ısrarla uzak durmaları inandırıcılıklarını da ortadan kaldırmaktadır.
Az oyla nasıl daha fazla milletvekili çıkarırız yaklaşımı ve baraj sorunu yüzünden meclise giremeyen partilerin baraj altında kalan oylarını kendilerine ekleyerek siyasal sistemin aslan payını kendine ekleyip vekil sayısını arttıran siyasi partileri bu tutarsız söylemleri yüzünden bir nevi halk karşısında karşılıksız çek statüsüne sokmaktadır. Ne hikmettir ki bu karşılıksız çeki dağıtan siyasi partiler hiç protestoya tabi kalmamaktadırlar. Böylelikle siyasal ahlak denen davranış biçimi zaafa uğramakta ve siyasal ahlaksızlık ve tutarsızlık reyting kazanmaktadır.
Egemenliğin kullanımı ve iktidar etme sürecinde oldukça zayıf bir konuma sahip olan iktidar partileri aynı zamanda seçim yasalarını da kendi lehlerine kullanmanın yollarını aramışlardır. Siyasal iktidarlar Meclisin hükümeti denetleyememesi ve hükümetin de güvenlik bürokrasisi karşısındaki acziyeti ile seçim sisteminin zafiyetlerinden beslenmektedir. Toplumsal iradenin parlamentoya taşınmasından korkan ve belli kesimleri daimi düşman ilan ederek dışlayan egemen anlayış parlamento ve hükümetin bu zafiyetini gayet iyi kullanmaktadır. Temsilde çoğunluk yerine meclisteki sayısal çoğunluk geçerli hale gelmiştir. İktidarı meşrulaştıran temsil çoğunluğu olmalıdır. Sayısal koltuk miktarı temsilde adaletsizliği beraberinde getirmekte ve sivil halkın büyük çoğunluğunun temsil edilmemesine neden olmaktadır.
Daha önce parti içi toplantılarında seçim barajının doğurduğu adaletsizliği gündeme getirenleri azarlayan başbakan oy pusulaları konusunda parlamento içerisinde güçlü bir ittifakın oluşması için yoğun bir çaba sarf etmiştir. Milletvekillerinin maaş ve özlük hakları gibi çok stratejik ( ! ) ve toplumsal öneme sahip konular dışında böylesine geniş katılımlı bir uzlaşma örneğine pek sık rastlamıyoruz. Eskilerin tabiri ile “küfr ile olur ama zulm ile olmaz” ifadesi bu açıdan ele alınmaya değer bir siyaset felsefesi ilkesidir. Adaletsiz biçimde elde etmiş olduğu statü ve yetkiyi kullanarak seçilmiş olanların seçildikten sonra da adaletle hükmetmeleri, çalışmalarında adaleti gözetmeleri beklenilemez. Yine eskilerin bir ifadesi ile “kem alet ile kemalat olmaz”.
Siyasi ahlakı sadece kendi doğruları olarak algılayan ve sivil siyaseti bu yönde organize etmeye çalışan bir siyasi iradenin ne kadar ahlaklı olduğu tartışılır. Parti menfaatleri ve siyasal menfaatleri toplumsal menfaatlerin önünde tutan milli menfaatleri kendi menfaatlerinden sonraya atanlarda siyasi ahlak beklemek doğru olmasa gerek. İki gün arayla aynı konularda yapılan siyasi söylemlerdeki tutarsızlıklarını “Türk yok Türkiyelilik var diyenlerin, Türkiye’de 27 etnik kimlik var diyenlerin bugün gazete manşetlerinde Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak diye sloganlar kullanarak milliyetçi kimliğe bürünmesinin de ayrıca” vatandaş tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Toplumun değil de kendilerini seçen liderlerin vekilliğini yapmaya meclise gidenlerden temsilde sorunların aşılması için çaba sarf etmelerini beklemek tutarsızlık olur. Liderlerin iki dudağı arasında sıkışmış bir toplumsal temsil sorunun aşılması milletvekillerinin seçildikten sonra da liderin vekili değil halkın vekili gibi hareket edebilmelerinin de ilk şartıdır. Seçimlerde sadece liderlerin önlerine koyduğu fiks menüyü onaylamak zorunda olan halkın seçtiği vekiller de parlamentoda benzer bir “ noter” işlevi görmektedir.
Siyasal ahlak ilkelerinin yeni değerlerle geliştirilmesi, devlet yönetiminde ve siyasette dürüst yönetim ve temiz siyaset ülke gündeminden düşmeyen bir olgudur. Özellikle ülkemizde siyasilerin tavır, davranış, söylem ve hareketleri herkesin gözü önünde cereyan ettiği için siyaset meydanında ki siyasilerin tavır davranış, üslup ve söylemlerinde daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Siyasi şovlar uğruna, birkaç puanlık siyasi bir rant uğruna siyasetçiler tutarsız, ilkesiz ve siyasi ahlaktan yoksun söylemlerden uzak kaçmalıdırlar.
Sonuç olarak 12 Haziran 2011 Genel seçimleri de yaklaşırken; siyasetçiler seçmeni kendi lehine dönüştürmek adına tutamayacakları sözler vermemelidirler. Siyasi rüşvet sayılabilecek yardımlardan kaçınmalıdırlar. Toplumun mağduriyeti ve fakirliğini siyasi bir oy kaygısı ile kullanarak insanları rencide edici yardımlardan kaçınmalıdırlar. İktidar erkini kullanarak toplumun genelinden toplanan vergiler ve diğer gelirleri siyasi istikballerini garanti altına almak için har vurup harman savurmamalıdırlar. Siyasi söylem ve davranışlarını ilkesizleştirmemelidirler. Siyaset yaparken seçmeni yanıltıcı ve yanlışa sevk edici söylemlerden kaçınmalıdırlar. Siyasi istikballeri uğruna toplumu kamplaştırmaktan kaçınmalıdırlar. Yalan ve yanlış bilgiye dayalı konuşmalardan kaçınmalıdırlar. Rakiplerini ahlaksızca itham etmemelidirler. Meydanlarda rakiplerini Eleştirirken saygı kuralarından uzaklaşmamalıdırlar.
Vatandaşın istekleri ile başlayan siyasal yapı ve bunları yerine getirmekle yükümlü olan kurumların hesap verebilirliğine kadar uzanan yeni karar alma süreci politika Oluşturma, Planlama, Uygulama, Denetim ve Verimlilik aşamalarından oluşmalıdır. Şeffaf, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin toplumumuzda özümsenerek uygulanabilir olması dilek ve temennileri ile;
Yüce Allah bizleri seçmene oy gözü ile bakanlardan, aritmetik bir değer biçenlerden, “Her şeyin fiyatını bilen Fakat değerini bilmeyen” siyasilerden uzak etsin ...
“İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır; KENDİSİ...”
|