Nerede hava ve su var ise orada hayat vardır, orası yaşanabilir bir yerdir. Tabii ki yaşamı sadece solumak ve beslenmek olarak algılıyorsanız.
Yaşam kimileri için çok basit, kimileri için de o denli zordur. Hayatın içini doldurmaya çalışıyorsanız, kendinizin dışındakiler için bir şeyler yapmaya kararlıysanız işiniz zor demektir.
Nerede yaşanmaza diye baktığınızda ise can ve mal güvenliğinin olmadığı en önemlisi hukukun olmadığı yerde yaşanmayacağı yalın bir gerçektir.
Çocukların aralarında oynadığı oyunlarda bile kurallar vardır. Oyunun kavgasız devam edebilmesi için kurallar tartışılmaz. Çoklu yaşam bir başka deyişle toplumsal yaşam; toplumu oluşturan bireylerin arasındaki kurallar zinciri ile sürüyor. Bir başka deyişle toplum hukukla ayakta kalabiliyor. Hukukun olmadığı yerlerde kaos vardır, kaygı vardır, kavga vardır.
Bu ülkede insanlara hukukun hak ve özgürlüklerini ne denli koruduğu sorulsa acaba yüzde kaçı olumlu cevap verirdi? Eminim büyük bir çoğunluk hukuksuzluktan, çarpık ve yandaş hukuktan yakınırdı. Mutlu ama haksız azınlık hariç.
AKP hükümeti bu ülkenin başına bela olduğundan beri yapmış olduğu en büyük yıkım adalet sisteminde olmuştur. Her yıkımları telafi edilebilir ama adaletteki yıkım telafisi çok zor bir durumdur. Bu hesaplı ve planlı bir yıkımdır.
Sevmenin ön şartı güvenmektir. Güvensiz sevgi asla olmaz. Olursa da yalan olur. Toplumda adalet duygusunu yok etmek, toplumu devletine karşı duyarsız, umarsız ve sevgisiz etmektir. Her olayın sosyolojik bir sonucu vardır. Bu konunun sosyolojik sonucu güvensiz ve sevgisiz bir toplum yaratmaktır.
Adalete vurulan zincir hepimizin boynuna geçmiştir. Bu işin sorumluları Türk Adalet’i önünde er-geç hesap verecektir. Unuttukları, yargı Türk Yargısı olacak, Amerikan yargısı olmayacaktır. Vukuatın sorgusu vukuu bulduğu yerde yapılır. İnanın ki günü geldiğinde yapılacaktır.
AKP Genel Başkanı ve ortakları adalet sistemine yapılan darbeyi sözüm ona meşrulaştırma adına; bitmek bilmeyen dava süreçlerini, adaletteki sapmaları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açılan davaları, yargıda taraflılığı öne sürmüştür. Bunlar yazılı metinlerdir. El altından ise topluma yargının komünist-ateist hâkimiyetinde olduğunu pompalayarak değişimi meşrulaştırmak istemektedir. Yargıda siyasallığı konuşmak vatan hainliğidir. Ayıptır günahtır. Hizmet vatanadır. Hizmeti baltalayanlar hainin taa kendisidir.Hiç şüphesiz bu millet hainlerden bir gün hesap soracaktır.
Yanındakileri büyüt karşındakileri küçült mantığı diktanın işidir. Diktatör karşısında adalet, diktatörün kuralları kadardır. Karşıt ses her zaman boğulur. Boğma işlemi tabii ki kraldan çok kralcıların işidir. İnsanları kanunsuz olarak dinleyen, fişleyen, fezlekesini hazırlayan taşeronlar ve infazı olmayan yargı süreci bunun kanıtıdır.
Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim diyen milletvekilleri yeminlerine sadık kalmalı, zaman zaman bu yemini hatırlamalıdırlar. Yani hukukun üstünlüğüne bağlı kalmalıdırlar.Aksi halde değiştirdikleri yargı sisteminde olmasa da toplum vicdanında yargılanacaklardır.