ÇOCUK YOKSA BÜYÜK ŞEHİR’DE YOK...
Bu konuyu daha önce de yazmış ve okunma oranı olarak ta beş binleri bulmuştu. Ben sayın Başbakanın her konuşmasında en az üç çocuk söylemesine değinerek yazmıştım. Ama sayın Gedikli de bunu dile getirince birazda düzenlemeyle yeniden yayınlamayı uygun buldum.
Sayın Gedikli Elazığ’ın Büyükşehir olamamasını ne alakası varsa çocuk sayısına bağladı. Göçün ve işsizlikle ilgili problemlerin etkisini göz ardı ederek hem de...
Bülent Gedikli Elazığ’da yoksulluk ve yolsuzluk içerikli bir konferansa gelmişti ve kendisini davet eden sivil toplum örgütlerinden birisi olan Mamura tül Azizi vakfı’nın yıllık verilerine bir bakıversin. Yoksulluk ile ilgili bilgilere göre yardım dağıtımında artma mı azalma mı var?
Sosyal devlet elbetteki gelir düzeyi düşük olan vatandaşına yardımlar yapacaktır amenna ama bu yardımları alanların sayısında alacağı bir dizi önlemler ile de tüketime değil üretime dayalı projelerle işsizlerin ve ihtiyaç sahiplerinin sayısını azaltmayı hedeflemelidir.
Bülent Gedikli bir dizi rakamlarla iktidar olarak yaptıklarının ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışmış...
2002-2008 yoksulluk görünümü mukayesesinde geliri 4,3 doların aşağısında olan yüzdelik dilimin yüzde 30 dan yüzde 6,8 e indiğini;
Gelirin toplumun yüzde 20 lik en üst ve alt gelir grupları arasında dağılımı ise "Birinci yüzde 20 nin gelirden aldığı pay 2002 de yüzde 5,29 iken 2008 de yüzde 6.4 e çıkmış. Düzelme olduğunu belirtmiş.
En zengin yüzde 20 sinin geliri yüzde 50 iken yüzde 45 e inmiş. Yani gelir dağılımında bir düzelme olduğunu ve gruplar arasındaki makasın kapanmaya başladığını ifade etmişler. SSK en düşük emekli aylığı 2002 de 257 lira iken 2010 da 710 lira olmuş. Yüzde 170 maaşı artmış. Enflasyon düştükten sonra yüzde 37 daha iyi durumda. Emekli enflasyona ezilmemiş. Daha iyiye gitmiş, gelir dağılımı düzelmiş. Kimseye kaybettirmemiş...-miş-mış...
Yutanlara iyi bir hikaye anlatılmış...
Şimdi ekonomiden hiç anlamadığımızı kabul edelim. Sadece mantıkla fikir yürütelim...
Emeklinin maaşı yüzde 170 artmış!
Buna karşı enflasyon da düşmüş!
O zaman alım gücünün iyileşmesi gerekir haliyle değil mi!
Hayat standardının artması, yıllarca bu devlete bir şekilde hizmet etmiş emeklilerimizin ek iş aramaması gerekir!
Öylemi!
Sanırım Sayın Gedikli çarşı, pazarı gezmiyorlar!...
Neyse asıl konumuz Elazığ’ın büyük şehir statüsüne alınmamasının en önemli sebebinin muhteşem tespitini! Ele almak olacak...
Sayın Gedikli de fark etmişler!
Elazığlı çocuk yapmıyor! Elazığlı Avrupa birliği kriterlerine çabuk uyum sağlamış! ve bu yüzden iktidar Elazığlıları cezalandırmış ve hadi git en az üç çocuk yap ki seni Büyük Şehir statüsüne alayım demiş!
Ben zaten her ortamda diyorum bizim Elazığlılar hain!...
Bak Malatyalılara, Hataylılara, Şanlıurfalılara...
Çocuk sayısını artırmak için imam nikahına ağırlık vermişler!...
Elazığlılar kusura bakmayın ama kılıbık!
TÜİK tarafından düzenlenen 19. İstatistik Sempozyumunda değerli araştırmacıların bilimsel öngörülerine göre 2023 yılında 49 ilin nüfusunda artış, 32 ilin nüfusunda ise azalma gözükecek...
Elazığ’da bu 32 ilin içinde yer alıyor maalesef.
Nüfus yoğunluğu batıya kayıyor ve haliyle yoğunluk olan illerde yatırımlar gerçekleşiyor. Bunu yadırgamamak gerek.
Elazığ’ın nüfusu 2010 yılında 548.206, 2013 yılında 547.831, 2018 yılında 543.067 ve 2023 yılında ise 532.139 olacağı tahmin ediliyor.
Ben Bülent Gedikli’nin aksine yine bilimsel verilere dayanarak konuşmak istiyorum!...
Yaşanan ekonomik krizlerden sonra toplumda oluşan güven sorunu, sağlam temellere dayanan çekirdek aile yapısının bozulması, stres ve gerginliğe sebep olan iş ortamı, yardımlaşma ve dayanışma anlayışlarının yitirilmesi, kırk kanaat geçimini sürdürmeye çalışan ailelerin üçüncü ve daha fazla bir şahısı doyuramama ve bakamama endişesi....
Bunun yanında izlenen ekonomik politikalar sonucunda GSYH’ın bireylere dağıtımındaki eşitsizlik sonucu az kazananın gelecek endişesi, çok kazananın ise farklı zevklere düşmesi sonucunda “ayak bağı” olmaması için düşünülmeyen çocuk...
Neticede Avrupa ülkelerinde yaşanan genç nüfus sorunu hastalığı bize de sirayet etmiş bulunmaktadır.
Konferansta sekiz yıllık iktidarınız döneminde Elazığ’da istihdam adına neler yaptınız?
Sorusunun o ortamda sorulmasını çok isterdim ama kendileri çalıp kendileri dinlemişler...
Eğer öyle olmasaydı 540 bin nüfuslu bir şehirle dalga geçercesine bu teşhis! Yapılmazdı...
Elazığ’ın Büyük Şehir statüsüne alınmamasının sebebi bu kadar basite indirgenmezdi!
Yazımızı bir hikaye ile sonlandıralım isteyen istediği gibi algılasın...
Evvel zaman içinde bir padişah varmış. Savaşmak için neredeyse bahane ararmış bu padişah.
Askerlerini de ulak salarak toplarmış. Yine bir savaş hazırlığında olan padişah sağa sola haberciler göndermiş ve her evden genç, eli silah tutanları askere almaya başlamış.
Köyün birine varmış haberciler ve muhtara sormuşlar bu köyde ne kadar genç ve eli silah tutabilecek varsa bize göster demişler.
Muhtar önde haberciler arkada istenilen özelliklere sahip olan evlere bir bir gitmişler.
Evlerden birinin kapısına varınca yaşlı bir amca çıkmış ve ne istediklerini sormuş. Durumu anlatan muhtar ve habercilere yaşlı amca dönmüş ve demiş ki; gidin padişaha selamımı iletin ve artık bana güvenerek savaş açmasın kimseye...
Benim yaş yetmişe dayandı ve artık çocuk yapacak halimde, takatimde yok sekiz oğlum vardı her biri bir savaşta öldü. Bundan sonra padişah bana güvenmesin. Ya dost kazansın, yada savaşa dur desin...
Şimdi günümüz insanının da dayanacak ne gücü ne takati kaldı. Her on yılda yaşanan ekonomik kriz ve diğer sebeplerden dolayı sayın genel Başkan Yardımcısı sözünüz para etmiyor....
Son olarak Elazığ’ı bu kadar basit sebeplerle değerlendirenlere karşı tepkisiz kalan Sivil Toplum Örgütlerine, siyasi partilere, Elazığlılara tek sözümüz olur...
HELAL OLSUN sizlere! Durmak yok ezilmeye, horlanmaya, sıradan görülmeye ve akıllanmamaya devam!
|