SOSYAL ADALET VE EŞİTLİK!...
Toplumların varlık sebebi olan bireyler, insanlık tarihinin her aşamasında mutlak bir denge unsuru olarak sosyal adaleti ve eşitliği kendilerine erklerin sağlamasını arzu etmişlerdir. Bu arzuya karşılık bazen verilmiş, bazen ise baskı, şiddet ya da manipülasyonlarla gasp edilmiştir.
Toplumların demokrasi ile tanışmasıyla beraber bir kısım aydın ve idareciler hep sosyal adalet tam manasıyla nasıl yaşatılır? sorusuna cevap ya da devlet yönetimine halkın katılımı demokrasinin temelidir.görüşünü geliştirmeyi hedeflemişlerdir.
1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sosyal adalet ve eşitliği ilke edinerek kuruldu ve günümüze kadar da geliştirildi.
Zaman zaman çeşitli nedenlerle demokrasi kesintiye uğrasa da günümüze kadar getirildi.
Sosyal adalet ve eşitlik ilkesinin garantisi ise anayasamızdaki sosyal devlet ve eşitlik ilkeleri olmuştur.
Sosyal devlet, fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adalet ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev sayan devlettir. Sosyal devlet, devletin, sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata aktif olarak müdahalesini gerekli gören bir anlayıştır. Sosyal devletin en belirgin özellikleri, kişiyi ekonomik hayatta yalnız bırakmaması, ekonomik hayata müdahale etmesi, herkes için insanlık onuruna yaraşır bir hayat seviyesi sağlamaya yönelik bir devlet biçimi olmasıdır. Sosyal devlet, sosyal adaleti gerçekleştirmek, bireyin ve toplumun refahını sağlamak ve sosyal güvenliği oluşturmak amaçlarını taşır. Sosyal devletin ana öğelerinden biri millî geliri artırmak; bunun için yatırım yapmak, sosyal adalet kuralları içinde kalkınmayı sağlamaktır. Sosyal devletin ana öğelerinden diğeri millî gelirin adaletli dağılımını sağlamaktır. Sosyal devletin bir başka öğesi özgürlüklerin gerçekleşmesi için maddi imkân sağlamaktır. Bir diğer sosyal devlet öğesi ise bireyleri sosyal güvenliğe kavuşturmaktır.
Eşitlik ilkesi Anayasanın 10. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır”
Ne hikmetse bu anayasal haklar ve tanımlar günümüze kadar uygulamada görülmedi. Yani “teori ile uygulama” ya da “söylem ile eylem” hiç örtüşmedi. Millet’in sıkıntıları ve dertleri ne sosyal devlet nede eşitlik ilkesine göre değerlendirilmedi.
Toplumlar belirli bir süre kaos, korku ve belirsizlik ile idare edilebilir. Ama “bıçak kemiğe dayandı” derecesinde bir karşı duruş yada tepki oluşmaya başladığında hiçbir güç ve sistem önünde set yapamaz!
İşte Mısır, Tunus örneği...
Sanırım yaşananlar yakın zamanda tüm dünyada emsal teşkil edecektir!
|