Bir olay ya da eylem tesadüflere bağlı olarak vuku bulmuşsa kullanılan bir sözdür hasbelkader…
Yani altı boştur ve başkalarının güdümüne girmesi kaçınılmazdır!
Günümüzde bu tanıma uygun yüzlerce örnek gerçekleşmiştir, gerçekleşiyor. İşte Elazığ’da da son günlerde böyle olaylar cereyan etmektedir. Hasbelkader seçtiklerimiz! Seçilmeden önce Elazığ ve Elazığlı için verdikleri sözleri unuttu ve getirileri olması gerekirken götürüleri olmaya başladı. Daha da kötüsü mevcutların elimizden alınmasına ses dahi çıkartamaz oldular…
Ne yapalım helal olsun! Demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
Sözüm ona bizler bu cevval vekillerimiz sayesinde Ankara’da artık sesimizi duyuracak ve hakkımızı arayacaktık! Yağma yok; artık Elazığ emin ellerde diyebilecektik…
AKP iktidarıyla beraber taşınan kaç kurum, kuruluş oldu? Şahsen ben sayısını unuttum…
Bir şehir bu kadar mı yalnızlaştırılır ve soyutlanır?
Bu şehirdeki STK’lar, siyasi partiler, görsel ve yazılı basın, kanaat önderleri niçin sessiz kalırlar, kamuoyu oluşturmazlar anlayan varsa izah etsin…
Nereye elini atsan köhnemiş zihniyetle karşılaşıyorsun. Çünkü hepsi birden hasbelkader ve dayatmayla o makamları işgal ediyorlar da ondan. Kapı kulluğundan başka bir işe yaramıyorlar. Bizleri de kendileri gibi sanıyorlar. Doğru tektir ve doğruyu seslendirmekte Allah’ın izniyle her daim görevimiz olacaktır…
Ancak yaptıkları bir şey var teşkilatlarını birbirlerine düşürme ve ayrıştırma! Bu konuda gerçekten maharetleri üst düzeyde diyebilirim. Sanırım genel başkanların önseçim sonrası milletvekili adayı belirleme kriterlerinden birisi de bu olsa gerek…
Aksi halde Elazığ’a reva görülen bölgede köy olma gayretkeşliğine karşı çıkar, tepki koyarlardı. Son olarak hükümetin almış olduğu meteoroloji bölge müdürlüğünün kapatılması kararına tepki koymamaları benim bu öngörümü kuvvetlendirmektedir.
Ama bir yerde de haklılar biz vatandaş olarak kendilerine değil, genel başkanlarına oy verdik. Muhatap olarak o makamı işaret etmeleri doğrudur. Elazığlı olarak hangi gün alınan olumsuz kararlara tepki adına bir duruş sergiledik ki bu olayda da sergileyelim.
STK’lar ise tamamen siyasi otoritenin emrine girmiş ve kapıkulluğu anlayışının sadık savunucuları olmuşlardır. İktidar ya da iktidarın atadıklarının yanlı ve yanlış icraatlarını sağduyu sahipleri eleştirirken maalesef birlik olup yanlışlara destek çıkmayı erdemli bir duruş sanmışlardır. Dün böyleydi, bugünde aynı tavır sergilenmiş ve yarında aynı hataya düşülecektir.
Çünkü hasbelkader o makamlara gelenler, unutmamalıdır ki gerçek irade ile o makamdan ayrılmak zorunda kalacaklardır. O iradede demokrasinin vazgeçilmezi olan seçme ve seçilme iradesidir.