Şuur; geçmişten, geleceğe bir köprüdür.
Aynı zamanda şuur eşref-i mahlûk olan insana haiz bir vasıftır. Yüce Mevla’m diğer canlıları şuurdan azat etmiştir. Sadece günü yaşar ve kendilerine biçilen görevi ifa ederler. Kendilerine biçilen görev ise insanlara hizmettir!
Yani sorgudan ve sualden muaftırlar…
Lakin insan öylemi?
Önce iman şuuru, sonra millet şuuru insanlık açısından önemlidir; aksi hal ise bir yıkımdır.
Şuurun farklı halleri de mevcuttur;
Uyanıklık hali ve uyku hali en çok rastlanılan hallerdir.
İnsan uyanık iken yaptığının ve yapacaklarının farkındadır. Gelebilecek olağandışı halleri görür, sezer ve tedbirini alır. Eğer uyku halinde ise vay haline…
Millet olarak sanırım derin bir uyku halindeyiz. Duyarlılığımızı ve reflekslerimizi yitirdik. Buna sebep sanırım birazda devletin politikalarıdır. Eğer öyle olmasaydı ne şehit, ne de deprem haberlerine duyarlı yaklaşımları birileri lastik gibi bir yerlere çekmezdi. Çekenlere en azından haklı tepki gösterilseydi (gösterilebilseydi) daha farklı olurdu. Birileri incinmez; diğerleri ise ötekileştirilmezdi…
Dedim ya refleks!
Şuurun geçmişle ilgisini önce cumhuriyetin kuruluş yıllarında batıcılık akımları; günümüzde ise “kimliksizleştirme ve milliliğini itibarsızlaştırma” girişimleri bıçak gibi kesmiştir, kesmektedir. Bir gecede alimken cahil olanda bu millet; bir dönemde TÜRK iken mozaik gibi dağılanda bu millet! Yani varla yok arası, ne siyah ne de beyaz;
Mümin Sekman çok güzel tarifini yapmış;
”Siyah Türkler Arabesk ve halk müziğini; Beyaz Türkler Batı müziğini sever. Siyah Türkler”de taksinin ön koltuğuna; Beyaz Türkler”de arka koltuğa oturmak makbuldür. Siyah Türkler görücü usulü ile; Beyaz Türkler baloda, gece kulüplerinde, partilerde tanışarak evlenir. Siyah Türkler otobüs terminallerini; Beyaz Türkler havaalanını tercih eder. Beyaz Türkler papyon takar, Siyah Türkler tespih çeker”
İşte batıcılık akımının cenderesinde ezilen ve yok olan bir neslin çelişkileri; bitişi…
Diğer yanda ise eline fırsat geçirmiş ve o fırsatı “ganimet” bilircesine tüketmeye çalışan muhafazakâr entelektüellerin yaramaz çocuklarının yaklaşımları.
Varlık sebebi olan ve mensubiyetinden gurur duyması gereken millet anlayışının dibine tahrip gücü yüksek TNT kalıplarını “bilerek ve isteyerek” yerleştirme gayretkeşliği!
Haliyle biraz ondan; biraz bundan misali türetilen GRİ TÜRKLER!
Ne yazık ki onlarda mankurt…
Şuur bitmiş, ruh gitmiş ve büyük! Efendilerine hizmeti bir şeref sayan nesil!
“Bizden değildi” diyende onlar; “savaş hali” diyenlerde onlar…
Ne sev genç, ne Müslüman genç, ne de Türk genci olabildi!
Aksini söyleyenler ise ne İsa’ya; ne de Musa’ya yaranabildi.
Mesela bayrağına sahip çıktı diye coplandı, biber gazı yedi…
Şehidinin arkasından gözyaşı döktü diye ayrımcı oluverdi…
Daha neler oldu neler…
Sakın insanları kategorileştirdiğimi sanmayın. Çünkü onlar benden önce kategorileştirilmişti.
Ben sadece bir durum tespiti yaptım; ya da malumu ilan ettim diyebilirim!
Ümidim odur ki bir alperen çıkacak ve “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” deyip yıpratılan ve unutturulan değerlerimizi yeniden kazanmamıza vesile olacaktır…