|
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE AHLAKI…
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE AHLAKI…
Haftada bir yazınca gündemi takip etmek gerçekten çok zor ama kısacıkta olsa, gündemden de düşse bizler konu etmek zorundayız.
19 Ekim sabahı bütün ülkeyi yasa boğan ve aynı zamanda bıçağın kemiği kestiği bir haber gündemi oluşturdu. Şehit haberleri…
Vicdanları sızlatan ve yakan cinsten her şehidin hikâyesi!
Şehitlerden iki tanesi de hemşerimiz olunca şehrin tansiyonu biranda yükseliverdi. İstenmeyen olaylar yaşandı ama çok şükür ki yine sağduyu galip geldi…
Bu arada sayın başbakan basından hamaset yapmamasını istedi ama çelişkili bir yaklaşımdı bu durum!
Çünkü gerek Filistin olsun ve gerekse “one minute” olayı olsun günlerce bu ülkenin basınında döndü durdu. O günlerde neden böyle bir yaklaşım sergilenmedi diye düşünüyor insan…
Basının aslı görevi haberleri kamuoyunun bilgisine sunmaktır. Eğer bir yaptırım varsa bu konuda özgürlükten bahsetmek olmaz…
…….
Derken Van Erciş’te meydana gelen depremde yıkılan evleri ve ölümleri duyunca bir kez daha neden yapı denetiminin ciddiyetle yapılmadığı anlaşılıyor. Çünkü belediyelerin bu konuda çok sabıkalı olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Gelin görün ki yine kamuoyunu bilgilendirmekle görevli olan basın bu konuda da sınıfta kalıyor!
Çünkü kendilerinin nemalanması adına bu tür haberleri gündemlerine dahi taşıyamıyor. Böyle olunca da basın ahlakı eksilerde seyrediyor. Sonuç olarak kaybeden vatandaş oluyor…
Hoş bu konuda vatandaşında hatası var. Çünkü kendini ifade etmekten ziyade beyinlere kazınan şu sözü kullanmayı maharet sayıyor. “Bizi yönetenlere ulaşamıyoruz ve bu yüzden hakkımızı arayamıyoruz” ya da “söylesek ne fark edecek ki yine herkes bildiğini yapacak” gibi “birey” olmanın sorumluluğunu üzerlerinden atmanın kestirme ve ucuz yoluna gidiliyor.
….
Ve bugün benimde görev yaptığım Fırat Üniversitesi rektörlüğünün yaptığı basın açıklaması dikkatimi çekti. Öncelikle basın açıklamasının niçin yapıldığını araştırmakla işe başladım. Çünkü konu çok ilgimi çekmişti. İddia edilen mevzulara bakınca ayıplamaktan başka sözlerde kullandığımı itiraf edeyim…
Konu 19 Ekimde yaşanan şehit haberleri üzerine gelişen ve kimseden saklanmamış rektörlük tarafından yapılan uygulamalardır.
Bu konuyu ülke gündemine taşıyan ise yine basın ahlakını hiçe sayan ve “ahlaksızlığı” reddetmesi gereken bir ulusal gazete olunca işin içinde başka hesaplar olduğunu anlamak zor olmadı!
Bilgi, belge olmadan bir olayı haber yapmanın ne ahlaki ne de insani izahı olamaz. Kamuoyunu yanlış bilgilendirmenin vicdanen sorumluluğu olduğu gibi birde ahlaki yönü vardır ki bunu yapanların çok ucuz hesaplarla hareket ettiğini ve büyük bir vebal taşıdığını ifade etmemize gerek yok!
Zaman zaman bizlere de çeşitli konularla ve kurumlarla ilgili doküman, bilgi hatta belge gelir ama tam emin olmadan bu haberleri kamuoyuna taşımanın ahlaksızlık ve vicdansızlık olduğunu bildiğimizden dolayı sadece okur ve geçeriz. Üstelik bu gelen haberler kişilik haklarına saldırı olduğu için birde işin hukuki boyutu mevcuttur.
Ulusal basında çıkan bu haberi okuyunca kaleme alanların çok amatör olduğunu, kendilerinin kimler olduğunu aleni kılan ipuçlarından anlamak zor değil!
Çünkü şehit haberlerinin ülkede gerginliklere yol açacağını gören Diyanet İşleri Başkanlığınca Cuma günü tüm camilerde bu konuyu işleyen hutbeler verilmesi duyurulmuştu. Üniversite camisi de bu yönde hareket etmiş ve üniversitemiz öğretim üyelerinden biriside cami görevlisinin ricası üzere yasin-i şerif okumuş ve bu hocamızın yaptığı dua insanları nasıl tahrik! etmişse şehirde yaşanan olayların müsebbibi ilan edilmiş malum gazete tarafından…
İşte basın ahlakı!
Üniversitede yaklaşan seçimler öncesi makam derdinde olan üç-beş tane omurgasızın bir camiayı töhmet altında bırakmasını “yakın olmamama rağmen" vicdanım kaldırmadığı için yazmayı görev bildim.
Bunun yanında daha da şiddetli olarak karşı çıktığım bir başka konu ise şehirde yaşanan olaylarla ilgili olarak sadece Ülkücü camiayı hedef göstermenin gayretkeşliğinde olanlar ve onların zihniyetidir. Bu ülkede polis, savcı, hâkim varken bu kişiler ve uzantıları kendilerini her şeyin üstünde görebilme cesaretini nerden alıyorlar?
Oldu olacak birde sandalyeye tekme atsalar da her şey tamam olsa…
Ama bildiğim bir şey var ve ona inancım tam olduğu için müsterihim.
Herkesin bir hesabı varsa yüce Mevla’mın da bir hesabı vardır.
Üzerlerine giydikleri Müslüman libasının altında aslında nasıl bir varlık olduklarını gösteren çok küçük bir ayrıntıdır bu olay…
Allah ıslah etsin demeyi bile gönlüm kaldırmıyor bu tür insanlar için…
|
 |
2011-10-23 |
|
Bu yazı |
721 |
kere okundu |
|
|