Biz millet olarak çabuk karar verme ve aynı zamanda da aldığımız kararlardan çabuk cayma karakterine sahibiz…
Sanırım birazda genetik bu durum…
Biraz hırs, biraz ihtiras ve sonuçta yanlış üstüne yanlış!
Olaylara yön vermeye çalışırken bu zaaflarımızdan dolayı yön verilen oluyoruz. “Birlikten kuvvet doğar” sözünü sık kullanır ama uygulamada birlik olmamak adına ne gerekirse yaparız.
Eleştirilerin içinden hiçbir zaman kendimize pay biçmeyiz ve doğruyu sadece biz yaparız!
Bu konuda etrafımızda onlarca örnek vardır. Mesela; aile içinde, iş yerinde, okulda, siyasette ve hatta devlet yönetiminde…
Yaşanan olayın sonucu bellidir ve o olaydan sonra söylenen ve yazılanlar sadece yorumdur. İlerleyen süreçte yaşanan olayın ardından yapılan yorumun tersine gelişmeler olursa şayet; mazeret hazırdır!
Aklıma daha önce okuduğum bir öykü geldi…
Çin düşünürü Lao Tzu’nun dilinden düşürmediği bir öykü!
Bir köyde fakir ve yaşlı bir köylünün hikâyesi…
-Bu köylünün dillere destan bir atı varmış ve hükümdar bu ata karşılık köylüye hazinesinin neredeyse tamamını önermiş ama köylü hep reddetmiş. Köydeki ahali bu durum karşısında ihtiyar köylüye bunak ve deli yakıştırması yapmış. Zaman gelmiş ve bir gün köylünün atı ortalardan kaybolmuş. Köylüler fakir ihtiyara kâh acıyarak, kâh gülerek sitem etmişler. Buna karşılık köylü “acele karar veriyorsunuz bekleyin görelim; sizler bu konuda tek gerçeği bilerek söz söyleyin ve o sözde sadece atın kaybolmasıdır” der
-Belli bir zaman geçer ve ihtiyarın atı beraberinde on iki tane vahşi atla beraber gelir. Köylüler ihtiyarın yanına gelir ve sen haklıydın biz erken karar verdik şuanda bir sürü atın var zengin oldun derler. İhtiyar yine köylülere dönerek erken karar veriyorsunuz yine diye söylenir. Bilinen gerçek şu ki sadece at geri dönmüştür siz yine bunu söyleyin. Ondan ötesinin ne getireceğini bilmiyoruz. Bir kitabın ilk cümlesini okur okumaz kitap için nasıl fikir yürütebilirsiniz? Bekleyip görelim der…
-İhtiyar köylünün tek oğlu varmış ve vahşi atları eğitmek için çabaladığı bir günde attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini tek başına sağlayan ihtiyarın oğlu yatağa düştüğü için ihtiyar köylü bu durumdan mağdur olmuş ve köylüler gelip ihtiyara; yine sen haklı çıktın!...
-Senin o dillere destan atının getirdiği vahşi atları eğitmeye çalışan oğlun attan düştü ve siz geçiminizi sağlayamaz hale geldiniz. Hâlbuki biz sizin zengin olduğunuzu söylemiştik ama vahşi atlar size hayırlı gelmedi derler…
-İhtiyar döner ve köylülere; yine erken karar verdiniz. Siz yine sadece oğlumun attan düşerek ayağını kırdığı gerçeğinden başka bir şey söylemeyin der. Bir zaman sonra savaş çıkar ve hükümdar eli silah tutan herkesi savaşa alır. O köyden sadece ihtiyarın ayağı kırılan oğlunu savaşa almazlar!
-Bunun üzerine köylüler ihtiyarın yanına gelir ve yine sen haklı çıktın…
Bizim oğullarımız ya ölecek ya da esir düşecekler. Senin oğlun ise yanında ve biz artık biliyoruz ki tek gerçek olan bu!
Öyküler ve hikâyelerde mutlaka okuyanlara bir ders vardır…
Lütfen yaşananlar hakkında karar vermeden önce biraz düşünelim ve sabır gösterelim.
Ve unutmayalım ki hayırda şerde Allah’tandır. Bizlere düşen ise tevekkül göstermek ve beklemektir.
Hiçbir olayda acele karar vermeyelim…
Hele ki günümüzde anlık gelişen olaylarda!
Birlik olmanın en güzel sonucunu; samimiyetin, sadakatin ve liyakatin olduğu yerde alırız. Bizlere baş olacak ve en iyi kararları verecek olanları da bu üç sözde aramalıyız…