ARİF OLMAK...
Pazar günü Diyarbakır’da halka seslenen MHP lideri Devlet Bahçeliyi dinlerken gözlerim buğulandı, yüreğim yaralandı...
Bin yıllık kardeşimi benden ayırmaya çalışanların neden ve niçin başarılı olmamasının gerekliliğini düşündüm!
Fitneye, fesada yol vermişiz, zaman gelmiş hatayı “devlet politikası” kabul etmişiz. Başımıza yönetici seçtiklerimizin çapını ve kapasitesini görmeden devletimizi teslim etmişiz...
Devleti yönetenlerin kimlerle, ne hesapların içine girdiğini; neyin pazarlığının yapıldığını fark etmemişiz. Olayları ve sonuçlarını hep kişiselleştirmiş ve sadece egolarımızı tatmin etmişiz. Sonuç ise Devlet beyin vurguladığı ve üzerinde durduğu gibi “sadece birbirimizi ötekileştirmişiz”. Adı gibi devlet adamı olan Türkmen beyine selam ve şükranlarımı sunuyorum...
Bektâşî, Mevlevî ye sormuş:
"- Sizin hırkanızın yenleri neden bu kadar geniş olur?" Mevlevî:
"- Başkasında gördüğümüz kusurları gizlemek için" diye cevap vermiş ve:
"- Ya sizin hırkalarınızın yenleri niye bu kadar dar olur?" diye sormuş. Bektaşi de:
"- Biz kimsede kusur görmeyiz de" diye cevap vermiş.
Evet başkalarının kusurlarını, hatalarını gizlemek, insanlar arasında yaymamak, ifşa etmemek güzel bir şey. Onun için "kusur görenindir" denilerek kültürümüzde asıl kusurun, kusur sahibinde değil, onu görene ait olduğu belirtilmiştir.
Müslüman ifşa eden değil; gizleyendir ve ifşa ettiğini mutlaka hayatta yaşamadan ölmez! Samimi ve sadık olanlara yakışanda budur...
Lakin nefs dediğimiz büyük düşman ile her canlı mücadelesini yapmak zorundadır. Bu büyük bir imtihandır ve zaaflarımızla, eksikliklerimizle yüzleşmektir.
Kendi kusurlarını, eksikliklerini gören kimse, kötü bir durumla karşılaştığı, başına bir felaket, bir musibet geldiği zaman, bunun sebebini kendisinde arar. Durumunu gözden geçirir ve kendisine çeki düzen verir.
Peki öylemi yapıyoruz?
İnsanlar genellikle böyle yapmaz, başına bir kötülük geldiği zaman, kusuru hep başkalarında arar, tersi olduğunda ise, yani bir iyilikle karşılaştığı zaman da kerameti hep kendisinde görür.
Allah(c.c) şöyle buyuruyor: "Ey insan, sana gelen her iyilik Allah tandır, başına gelen her fenalık ise nefsindendir." (Nisa, 79)
Elbette buradaki kusur ve hatalardan maksat, kişinin kendisi ile Rabbi arasında olan hata ve kusurlardır. İnsanlara karşı, görevlerini ihmal edip, kötüye kullananlar, kul hakkı yiyenler, kamuyu dolandıranlar muhatabımız değildir. Dinen onların kötülüklerini, haksızlıklarını gizlemek gibi bir görevimiz yoktur. İşte bu manada: "Şerli kimselere merhamet etmek, iyilere zulmetmektir." denilmiştir.
Yine asıl konumuza dönersek;
Bin yıllık kardeşliği yaşamak ve yaşatmak için herkesin bir ‘ses vermesi’ ve birlik olması gerekmektedir. Hiç kimse öteki değil birdir ve birliğimizi bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.
Aşık ilhami’nın Çok sevdiğim bir deyişi ile yazımızı sonlandıralım...
Kendi noksanını bilip arif ol
Kimsenin ay bını gözetme gönül
Yetmiş üç millete bir nazarla bak
Hak sevmiş yaratmış söz etme gönül
Sakın cahil olup lakırdı düzme
Kimsenin alemde gönlünü üzme
Düzelmiş bir işi varıp da bozma
Isınmış dilleri buz etme gönül
İlhami halini bir düşün şöyle
Dünyaya gelmekte fırsat ne böyle
Hakkın verdiğine bin şükür eyle
İhmale düşüp de az etme gönül
Not: Küfür, hakaret içermeyen hertürlü yorum mutlaka yayımlanır. Elbette ki yazdıklarımız ve görüşlerimiz herkesi memnun etmeyecektir. Yazılanların aksini iddia eden değerli okuyucularımızın yazılarını mutlaka değerlenidirir ve gerekirse cevap niteliğinde gerekenleri birdaha ifade ederiz.. Bu site ve değerli yazarları kişilere göre değil, toplumun adına görüş belirtmeyi şiar edinmiştir...
saygılarımızla...
|