GELECEĞİ OLMAYANA UYKU HARAMDIR...
Yüzlerde belirginleşen hüzün ve endişelerin daha derin ve kalıcı etkisini yüreklerde hissetmeye başlandığının göstergesidir toplumdaki derin ayrılıklar...
Hiçbir zaman toplum bu kadar ayrıştırılmamıştı!
Ve insanlar bu kadar karamsar olmamıştı geleceği hakkında...
Sebep ne ola ki? Yada kimler bunu başardı?
Öncelikle bir şeyi tespit ederek başlayalım.
Okur yazar olma kriterinin ne olduğunu ortaya koyalım ve sonra gerçekten okur yazar oranımızın ne olduğunu yada okur yazar olmanın aslında nasıl anlaşılması gerektiğini belirleyelim...
Şimdi denilebilir ki yazılı bir metni okuyanlara okur yazar denir...
Belki tanım olarak doğrudur ama işlevsellik bakımından doğru değildir.
Nasıl mı?
Okuduğunu anlama ve doğru tepkileri ortaya koyma oranına bakmak gerekir. Okur yazar olanı toplum mühendisleri yönlendiremez çünkü okur yazar kişi;
Aydındır,
İyi ile kötü arasındaki farkı kolaylıkla görebilir,
Ülkesinin menfaatlerine uygun olana destek verir,
Yıkıcı ve bölücü görüşlere itibar etmez,
Ülkesinin ekonomik göstergelerini iyi anlar ve gerekli uyarıları yapar,
İç ve dış tehlikeleri görür ve ona göre duruş sergiler...
Bunlar çoğaltılabilir!
Milli eğitim bakanlığının vermiş olduğu bilgilere göre okur yazar oranı yüzde doksanlarda...
Peki bu okur yazarlarımızın ne kadarı kitap, gazete gibi bilgi dağarcığımızı güncelleyen araçları kullanmakta?
Buyurun size bir araştırmanın sonucu....
Türkiye, kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. Japonya da toplumun yüzde 14 ü, Amerika da yüzde 12 si, İngiltere ve Fransa da yüzde 21 i düzenli kitap okurken, Türkiye de yalnızca on binde 1 kişi kitap okuyor.
Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken, 71 milyon nüfuslu Türkiye de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu nda kitap okuma sıralamasında, Türkiye 86. sırada yer alıyor.
Bir Japon bir yılda ortalama 25, bir İsviçreli 10, bir Fransız 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor. Türkiye de, okuma alışkanlığına sahip 70 bin kişi bulunuyor.
İşte böyle bir toplum yapısına sahibiz maalesef... tez canlı olma ve acele karar verme özelliğimizi de eklersek neden olaylara ve yaşananlara karşı tepkisiz kaldığımızı anlamış oluruz.
Seçimler arifesinde meydanlarda konuşulanlara ve vaatlere bakınca liderlerin işlerinin ne kadar kolay olduğunu anlamak zor değildir. Çünkü ‘çılgın’ca projeler, milli olmayan görüşler, söyleneni yapmakla mükellef müstemleke partiler, bölücülüğü mega proje olarak sunanlar bayağı rağbet görüyor. Küfür, hakaret, adaba-edebe gelmeyen sözler bu liderlerin ağzında sakız olmuş ama alkışlayan bir kalabalık!
Bu yüzden okur yazar oranımız ancak ve ancak yüzde kırklardadır. Acaba hangi vatandaş sorguluyor söyleyeceklerimi? Birlikte karar verelim...
Ovaları, meraları ve suları bol olan bir memleketin neden hayvancılığının, tarımcılığının bitirildiğini;
Enerji kaynaklarının ve dünyada yeni teknolojik gelişmelerde kullanılan maden rezervlerinin niçin yerli müteşebbislerce işletilemediğini;
Yolsuzlukta ve rüşvette dünya sıralamasında nasıl lider olduğumuzu;
Geleceğimiz, gözbebeğimiz olan gençlerin devletine olan güvenini sarsanların niçin korunduğunu;
Telefonların dinlendiğini, her yere kamera konulduğunu, görüşünü belirtenlerin bundan sonra risk altında olduğu tehdidinin yapıldığının;
Teröristlerin dalga dalga cezaevlerinden salıverildiğinin ve buna karşılık hala utanmadan, sıkılmadan geçmişte bu ülke için canlarını ortaya koyanların derdest edildiğinin;
Özürlü kardeşimize, çiftçimize, memurumuza, esnafımıza, öğrenci kardeşimize, bayanlara yapılan hakaretlerin artık normal karşılandığının;
Şehide “kelle”, teröriste “sayın”, bayrağa “bez parçası”, istiklal marşının “gereksiz olduğunun”, kuran kurslarının yıkıldığının ve misyonerlik hareketleri için apartmanların altında kiliselerin kurulmasına izin verildiğinin, topraklarımızın yabancılara satıldığının, kar eden tüm kurum ve kuruluşların yabancılara satıldığının, onurlu geçmişimize küfredildiğinin farkındalar mı acaba?
Bunun göstergesi nedir?
Sorusunun cevabını ise 12 haziran sonrası beraber vereceğiz. Çünkü geleceğimizin şekillenmesi için kritik bir gündür ve uykularımızın kaçması gerekmektedir o tarihe kadar.
Aksi halde başlık anlamını bulmuş olur...
|