DEVLET YOK; MİLLETE GİDİYORUM...
Zalimlerin hüküm sürdüğü dönemde çare olamayanların inadına çareyi millette aramanın erdemidir bu sözler!
Nefsini dizginlemeyi bilmeyenleri ne bu millet ve nede bu hareket elbetteki affetmez amenna.
Bu şahısların savunulacak bir yönü olamaz. Hele ki siyaset arenasında endam göstermeyi hedefleyenlerin attığı adıma dikkat etmesi elzemdir ve özür dilemekle geçiştirilemez! Hatta en yakın çalışma arkadaşlarının zaaflarından bihaber davranmanın da geçerli bir mazeretinin olamayacağı açıktır.
Birazda yavuz hırsız kimmiş buna bakmak gerek!
Devlet Bahçelinin her konuşmasında işaret ettiği bir gerçeği göz ardı etmemek gerek. Önemle üzerinde durduğu konu devletin kurumlarının işleyişinde bir sakatlığın olduğunu; dış mihrakların siyasete yön verdiğini ve bu olağandışı duruma gerekli müdahalenin neden yapılmadığını yada devleti yönetenlerin niçin bu tür olayları ortaya çıkartmadığının izahıdır.
Aslında eşkenar üçgen benzetmesiyle meydanlarda gerçekleri dile getiriyor Devlet Bahçeli...
Bu eşkenarın oluşumunu biraz açmakta fayda var.
Öncelikle okyanus ötesi vurgusuna bakalım...
Fettulah Güen hareketinin bugünkü işlevselliği ve uygulamaları bakımından Bediüzzaman’ın yaklaşımı ve içtihatlarıyla örtüşmediği tespitini yaparak değerlendirelim. Özellikle ABD’ye gittikten sonra Türkiye siyasetinde belirleyici olmaya çalışan fettulah hoca ve cemaati ılımlı İslam anlayışıyla geleneksel olan yaklaşımları yerle bir etmeyi başardı diyebiliriz. Özellikle Abant platformlarında alınan kararlara bakınca bu tespitimizin afaki olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Dünyaya yeniden düzenleme yapmayı hedefleyen küresel güçlerle birlikteliği aslında 1990 ların başında başlamış ve bugünlere gelmiştir.
Ortadoğu’yu dizayn etmeden önce aslında Türkiye yumuşak geçişle dizayn edilmiş ve sonra gerekli adımlar atılmıştır.
Nasıl mı?
Tarihin süzgecinden bazı olayları birlikte irdeleyelim ve daha sonra günümüzle yaşanan olaylarla ilişkilendirelim. Sakın komplo teorisi diye düşünmeyin...
Öncelikle Fettulah Gülen hareketi bilindik dini bir yapı gibi değerlendirmek çok yanlış olur. Çünkü bu hareket genellikle yanlış olarak algılandığı gibi, yalnızca dinî bir hareket değildir. Sosyal ve kültürel bir kimliğe ve misyona da sahiptir.
İnsanların ortak yaşam alanları içinde “birlikte yaşayabilme” değerlerinin asgari düzeyde paydaş bir çerçevede ele alınmasının teoride olsa bile uygulamada mümkün olamayacağı kanaati tarihi süreçte yaşananlarla sabittir. İşte bunu gören küresel güçler bu cemaati ılımlılaştırarak önce Türkiye’yi, sonrada diğer İslam devletlerini düzenlemeye başladılar.
Çok şükür Allah(c.c) haram-helal noktasında kesin bir irade koymuştur ve son hak dinin İslam olduğunu, Hz.Muhammed’in de(s.a.v) son peygamber olduğunu belirtmiştir. Biz kullarına da hak ile batılın nasıl ayırt edileceğini açık delillerle göstermiştir. Ama gelin görün ki ılımlı İslam akımının teorisyenleri batıl olan ile hak olan arasında illa da bir diyalog kurmanın derdindeler! ve bu zevatlar birilerinin yönlendirmesiyle bu işi yapmaya çalışıyorlar.
Diğer yandan eşkenarın diğer yakasına bakacak olursak PKK terör örgütü ve İmralı canisinin süreç içindeki söylemlerinde ve eylemlerindeki değişimin sonucu olarak örgüt içinde marjinalleşmiş bir yapının hoşnutsuzluğu ve verilen talimatların dışında hareket etmelerinden yakın zamanda bir parçalanma yaşanacağının ve bunun sonucu olarak konumu, durumu ve eylemleri dışarıdan belirlenmiş bir örgütün siyasallaşarak düz ovada siyaset yapmasıyla yeniden Türkiye’nin yönetim şeklini ve konumunun belirlenmesi...
İşte Türkiye’nin kucağına bomba misali bırakılan İmralı canisinin idam edilmemek şartıyla verilmesi, bugünlere gelinceye kadar alt yapısının oluşturulduğu açılım safsatası, ortak değerlerimiz olan bayrak, vatan, şehit gibi söylemlerin sulandırılması sonucunda milleti ötekileştirmeyi başaran bir örgüt...
Ve AKP’nin tanımı ve görevi...
1997 lerde başlayan ve rahmetli Erbakan’ın milli görüşünün tavsiyesiyle bir anda yenilikçiler hareketiyle siyaset arenasında kendine yer bulan; daha kuruluşunun üzerinden bir yıl geçmeden iktidar yapılan bu siyasi hareketin dizayn edilmesi süreci...
Ortak akıl ve duygularla değil; ABD ve AB’nin dayatmalarıyla hareket eden bir parti...
Ben hakimi değil, hadimiyim dediği milletin özeline girenleri dahi bulmaktan aciz, ekonomik girdabın altında ezim ezim insanları inleten bir parti...
Yolsuzluklarını dahi kendi bakanlarının itiraf ettiği, buna karşı hiçbir yaptırım uygulamayan bir parti...
Gençlerin hayallerinin yıkılmasına vesile olan kişi ve kurumları “ben tatmin oldum” diyerek sahiplenen bir parti...
Daha hangisini yazalım ki!
İşte bu şartlarda devletine güvenmeyen MHP lideri milletine gidiyor...
Açın televizyonları ve bütün parti liderlerini dinleyin. Bu parti ve yöneticileri hakkında bir tane iyi söyleyeni gördünüz mü?
Hadi diyelim kılıçtaroğlu, bahçeli mecliste yapmadıklarını meydanlarda söylerse inandırıcılığını yitirir.
Ya diğer liderler ve parti yöneticileri...
Herkes kötü bir tek bu parti ve yöneticileri iyi!
Var mı böyle bir mantık....
Evet eşkenar üçgenin üç köşesinin hiçbir farkı yok birbirlerinden vesselam...
|