Seçim öncesi dalga dalga gelmeye başlayan ve kendisini iyice belli eden 2009 Krizi ile geçmiş dönemde yaşanan Şubat 2001 Krizinin günün şartlarına, oluş şekline ve izlenen "krizi geçiştirme stratejisi" senaryoları bakımından ele almayı uygun gördüm. Bu nedenle öncelikle belli teşhisleri ortaya koymayı;geçmişteki krizde yapıl(a)mayan yada "zamanlama" ile ilgili müdahaleleri ana başlıklarıyla ele almanın daha isabetli olacağı kanaatindeyim.
Şubat 2001 Krizi; Türkiye nin yakın zamanda yaşadığı gerek siyasi, sosyal ve gerekse askeri darbelere kıyasla etkisi en fazla his edilen krizi olmuştur. Öyle ki; alışıla gelmiş ekonomik yapılanma ve hiyerarşi dahil olmak üzere sistemin tümü üzerinde (bankacılık ve finans sektörü, bakanlıkların görev ve yetkileri, ekonomi kurumlarının devamlılığı yada sınırları v.s) köklü değişikliklere gidilmiştir. O dönemki hükümetin yaşama süreci kısa olsa da bu konularda alınan kararlı tavırlar daha sonraki hükümetlerin elini güçlendirmiştir.
2001 Krizi ile ilgili birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin bazıları ekonomik ve siyasal yönden senaryolaştırılmıştır. Senaryolardaki temel dayanak ise, krizleri "bir davranış değişikliği" olarak tanımlamak olmuştur. İster siyasi, ister ekonomik olsun krizler; insan ve grup davranışlarının sonucunda ortaya çıkan senaryolardır. Bir başka deyişle; krizler bir bakış açısı (perspektif) meselesidir. Yani nesnel ve evrensel bir niteliğe sahip değildir. Kriz (her zaman çoğunluk) için yıkıcı olur ve bu kesim krizden olumsuz yönde, bunun yanında (her zaman azınlık) için ise kar realizasyonu anlamına gelir ve bunlar krizden tam tersine olumlu yönde nasiplenirler.
2001 krizinde ortaya konulan senaryolardan birisi; Finansal Krizler olarak tanımlanmış ve bunun nedenleri olarak:
* Birinci Nesil Krizler: Makro ekonomik temellerdeki sürekli bozukluğun ve bunun sonucunda Merkez Bankası rezervlerinin erimesi nedeniyle,
* İkinci Nesil Krizler: Kendi kendini besleyen ataklar nedeniyle ortaya çıkan krizler olarak gösterilmiştir. Bu senaryoya göre başlıca finansal kriz göstergeleri:
- Kısa Vade de Dış Borç / Döviz Rezervi.
- Cari Açık / Döviz Rezervi.
- Cari Açık / GSYİH
- Toplam yada Kısa Vade de Dış Borç. / İhracat
- Bankacılık Açık Pozisyonları / Döviz Rezervi.
- Yerli Paranın Değer Kazanması
- Sermaye Hareketinde Dalgalanma
- Dış Borç Faizinde ve Risk Priminde Yükselme Dalgalanma
- Kısa Vade de İç Faizinde Dalgalanma
Şeklinde gözlemlenmiştir. Bu göstergeleri detaylı ele almakta fayda vardır iyi bir teşhis için lakin bu sütunda değinmek bayağı uzun bir süreç gerektirecektir.
Bu göstergeleri tetikleyen birde siyasal olaylar var ki bu olaylara da bakmadan teşhisin konulması eksiklik olur kanaatindeyim. Birde dikkat edilmesi gereken Şubat 2001 krizi öncesi olaylardır ki bunları ise kronolojik sıralamasına göre ana başlıklarıyla hatırlamada yarar vardır.
Kasım 2000 öncesi izlenen ekonomik ataklarda belli göstergeleri 2009 da yaşanacak (bu günlerde başlayan) krizle karşılaştırmak için bazılarını hatırlayalım.
* Kasım 2000 için Cari açık / GSYİH oranı kriz öncesi 10 ayda, %0,7 den %4 ün üstüne çıkılacağı anlaşıldı.
** 1923-2003 arasında yani 80 yılda Türkiye ekonomisinde toplam 42,8 milyar dolar olarak gerçekleşen cari açık; buna karşın son altı yılda toplam 155,1 milyar dolara ulaşmıştır. Son altı yılda cari açığı artıran en önemli etken hükümetin bir türlü tedbir alamadığı ve kurun tetiklediği yüksek ithalat patlaması olmuştur. Hükümetin öncelikle ve özellikle her platformda vurguladığı 2003 yılı da dahil olmak üzere Avrupa Birliği ile müzakerelerde yaşanan olumlu gelişme ve uluslararası likidite bolluğu nedeniyle gelişmekte olan ülkelere ve bu arada ülkemize önemli boyutta yabancı sermaye girişi cari açığın finansmanını kolaylaştırmıştır. Ancak küresel krizinde tetiklediği dalgalanmalar ve özelleştirmedeki hesapsız yaklaşımlar beklenenin aksine cari açığın yönünü belirlemede hala daha sıkıntılıdır.
Son 3 ayda 14 milyar 500 milyon dolar tutarında sıcak para kaçışının yaşandığı, buna karşın halen ekonominin ülkede mevcut yaklaşık 50 milyar dolarlık sıcak paranın etkisi altında olduğu, kaile dahi alınmamıştır. Bu türlü hesaplamaların seçim sonrasına bırakılması daha uygun olur kanaatindeyim.
2001 krizinin sebeplerine ana hatlarıyla bakıldığında yukarıda bahsettiğim gerek 1.ci nesil ve gerekse 2.ci nesil finansal krizleri şöyle ifade edebiliriz.
Şubat 2001 krizi 1.ci nesil finansal krizdir. Türkiye nin temel büyüklüklerine ait göstergeler ekonomiyi krize doğru götürmüştür. Özellikle cari açık ve yüksek enflasyon birlikte değerlenen Türk lirası bu krizin en önemli nedenleridir.
Şubat 2001 krizi aynı zamanda 2.ci Nesil finansal krizdir. Türkiye nin temel göstergeleri, Kasım 2000 yaşanan finansal kırılganlık ve bankacılık sektörünün durumu özellikle yabancı sermayeyi, etkili finans kurumlarını Türkiye de kriz beklentisine itti. Bu beklentiye verilen tepkisel müdahaleler (kredi notunun düşürülmesi, sermayenin geri çekilmesi ve bu yönde tavsiyede bulunması, Türk yatırımcılarında bu yönde harekete geçmesi kendi kendini besleyen kriz durumunu ortaya çıkarmıştır. Bankacılık sektöründeki sıkıntılarda kriz ortamını hızlandırmıştır.
2009 krizi için ise aynı durum söz konusu değildir. 2003 sonrası Avrupa Birliği ile ilgili olarak estirilen olumlu havanın yanı sıra özelleştirmeden elde edilen sıcak para ve uygulanan ekonomik kısıtlamalara rağmen Türkiye; yükselen piyasalar arasında en riskli ülkeler kategorisinde sekizinci sırada yerini almıştır.
Yazımın daha uzun olmaması açısından mümkün olduğunca detaylandırmadan tespitlerde bulunmaya çalıştım. Bu yazının devamında inşallah yaşanan ve yaşanılacak olan iki krizin vatandaşa yansımalarını ve uygulamalarını vermeye çalışacağım.
Görüşmek dileğiyle....