|
ÇALIŞTAY VE YÜKÜMLÜLÜKLER...
ÇALIŞTAY VE YÜKÜMLÜLÜKLER...
Çalıştay ve yükümlülükler...
28-30 ocak tarihlerinde Antalya Manavgat’ta Milliyetçi Hareket Partisinin eğitimden sorumlu genel başkan yardımcısı Prof. E. Semih Yalçın beyin organizeleri ve genel başkan Devlet Bahçelinin himayelerinde; kırk dört üniversiteden altı yüze yakın akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilen çalıştayın bir çok açıdan olumlu geçmesi ileriye dönük olarak sevindirici gelişmedir.
Genel Başkan Devlet Bahçeli beyin özellikle vurguladığı ve benim çalışma sahama yakın olan ekonomi konusundaki çıkmazlar ve tespitler çok can alıcıydı.
Sayın Bahçeli; AKP iktidarının ekonomi politikalarını eleştirirken, 8 yıllık AKP iktidarında ekonomik kayıpların artarak büyüdüğünü, kaynakların elden çıkarıldığını, yoksulluğun arttığını ve üretimden çok tüketim, kazançtan çok harcama, tasarruftan çok borçlanma eksenli bir anlayış ile önce bireyin ardından toplumun yozlaştırıldığını ifade ettiler.
Bunun yanında diğer konularda önem arz ediyordu elbette...
Zaman içinde diğer konulara da değineceğim ama önceliği ekonomi konusuna vermeyi uygun buldum...
Gerçekten 8 yıllık AKP iktidarında iyi bir şeyler olmamış mıydı?
Yada kötüye giden ekonomik göstergeler nasıl millete farklı yansıtılabilmişti?
Bu sorulara cevap arayalım.
Öncelikle ekonomik göstergeleri ele almakta fayda var AKP iktidarı dönemindeki...
Gayri safi milli hasıla 2001 yılında 125.600 milyar YTL ve %6’lık bir büyüme gerçekleştirilmiş 2006 yılında 575.784 milyar YTL ve büyüme hızı %6.
2010 yılı için Gayri safi milli hasıla 750 milyar YTL ve büyüme hızı ise %5 ler civarında gerçekleştirilmiştir.
Evet bir yükselme mevcut. Peki vatandaşa yansıyan kısmı nedir?
Bu konuyu iki ayrı başlıkta yada iki farklı değerlendirmede ele almakta fayda var...
Birincisi AB, diğeri ise dünya ülkeleri sıralaması.
İlk olarak AB üye ve aday ülkeler değerlendirmesinde insanların yaşam standardı konusu yaklaşık 60 başlık altında değerlendirilmiş, illerin büyüklüğüne, iş yoğunluğuna, çalışan memur sayısına...gibi kriterlere göre anketler hazırlanmış ve yüz yüze görüşmeler sonucunda veriler elde edilmiş.
Mesela çıkan sonuçlardan birisi çok ilgimi çekti...
Türkiye’de aileler geçim geliri olarak ailedeki bireylerin birkaçının gelirine bağlı olarak yaşamlarını sürdürmektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de ailelerin %39’unda aile bireylerinden enaz iki veya daha fazlasının geliri aile yaşamında kullanılmaktadır. Avrupa ülkelerinde ise bu oran çok düşüktür.
Alım güçleri bakımından ise Avrupa ülkelerindeki çalışanların alım güçleri Türkiye’deki ailelerin alım güçlerinden yaklaşık 2.1 oranında daha fazladır. Bu oranı düşüren en önemli faktör ise Romanya, Slovenya gibi aday ülkelerin ekonomik durumlarıdır. Yine TÜİK verileri baz alınarak AB ülkeleri ile bir kıyaslamayı da emekli aylığını düzenli olarak alan ailelere göre karşılamada yapalım...
Türkiye’de %13’lük kesim düzenli emekli maaşı alırken, AB ülkelerinde bu oran %23. AB ülkelerinde çocuk yardımı normal olarak ailelere çocukla birlikte bir yardım olarak nitelendirilirken, Türkiye’de ise hem ödemelerin , hem de ailelere verilen sağlık gibi diğer desteklerin istenilen düzeyde gerçekleştirilemediği ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliğinin de bir başka handikap olduğu belirtilmiştir bu raporda...gelir memnuniyeti anketinde AB ülkeleriyle Türkiye’yi kıyaslamakta yanlış olur.
Bakın gelir memnuniyeti anketinde 10 “çok iyi” ve 1 “çok kötü” sıralaması yapıldığında Türkiye’de ankete katılanların verdikleri cevapların ortalaması 5.6 çıkmış AB ülkelerinde ise bu ortalama 7.9 olarak bulunmuştur. İnsanların yarınlarıyla ilgili endişelerinin olup olmadığına yönelik soruda ise %61’i kaygılı olduğunu söylemiş. AB ülkelerinde ise bu oran bayağı düşük.
AB ülkeleriyle kıyaslamada Türkiye 25 ülke arasında 21.ci sırada!
Dünya ülkelerinde ise 93 ülke arasında Türkiye 78.ci sırada!
Bu rapordaki sonuçların elbette son sekiz yıllık değerlendirmesini yaparken iktidara yüklenmek hata olurdu. Ama iktidarın ekonomi ve maliye bakanlarının açıklamaları baz alındığında “ iddiaları Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en iyi ve yüksek gelişimi ve ekonomide devrim niteliği” diye tanımlanan ekonomi politikalarının gerçeği yansıtmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Devletin ekonomi ve üretimde lokomotifi olarak kabul edilen onlarca KİT özelleştirme yolu ile satılmış ve bunların bazıları alan firmalar tarafından ya kapatılmış yada durağan hale getirilmiş. İşçiler çıkartılmış ve işsizlikte de bir artma gözlemlenmiştir. Bu şartlar altında üretime yönelik yatırımlar devlet eliyle gerçekleştirilmemiş. (TOKİ hariç!)
İktisadi yönden dünya ile boy ölçüşmede mihenk taşları olabilecek hiçbir faaliyet gözlemlenmemiştir. Eğer ailelerdeki araba sayısı baz alınarak ekonomi iyiye gidiyor demeyi bir ekonomist doğru yaklaşım olarak değerlendirebiliyorsa! Sadece helal olsun demeyi uygun görüyorum. Yukarıda iki tane soru sormuştum. Kısaca cevaplarını vermeye çalıştım. Umarım Sayın Devlet Bahçelinin ekonomik kaygılarının ne kadar isabetli olduğu ve yine Ankara’da açıkladığı seçim beyannamesindeki bu olumsuzlukların “giderilmesi ve iyileştirilmesi” analizlerinin ne kadar doğru olduğu anlaşılır....
bu çalıştay elbette tüm insanlarımıza belli yükümlülükler yüklerken,çalıştaya katılanların bizzat yüzlerine söylenen ve vebal bırakırcasına "sizlerden ülkemizin sorunlarını anlatma ve çözüm yollarını geliştirme sözü istiyorum" ifadesi bizleri daha fazla sorumlu kılıyor. bu yükümlülüğü tüm Elazığ ile paylaşmak bizleri bir nebzede olsa cesaretlendirecek ve daha azimle hareket etmemizi sağlayacaktır....
Bu aslında bizlerin şahsında TÜM ELAZIĞLILARA yüklenen bir sorumluluktur....
|
 |
2011-01-30 |
|
Bu yazı |
792 |
kere okundu |
|
|