SİYASET OKULU…
Yıllar önce söylenirdi ben “alay”lıyım-“mektep”liyim diye…
Alaylı; işin eğitimini almadan pratiği üzere yetişmiş kimselere denir malumunuzdur… mektepli ise ilgili konuda mürekkep yalamış olanlara denir amiyane tabiriyle…
siyaset tarihimizde de artık alaylı mektepli kavramları konuşulacak...
Gerek gençlik kuruluşlarında ve gerekse kadın kollarında ilgili “dünya görüşü” doğrultusunda bir eğitim seferberliği başlatılmış durumda…
Haliyle topluluklarda hitap edecek kişilerin öncelikle akıcı bir üslup ve tarzı; vücut dilini kullanabilme yeteneği; konusuna olan bilgi-birikimi ve nihayetinde söylediklerinin karşı taraf üzerinde yaptığı etkinin gücü…
Artık okullarda ders olarak verilmeye başlandı.
Bu okullardan tedrisattan geçenler birazda özel girişimciliği sayesinde geleceğin vekili, belediye başkan adayı ya da parti yönetiminde belli kademelerde görev alabilecek kıvama gelebiliyorlar.
Eskiden böylemiydi…
Siyasi partilerin liderleri “ceketimi assam falan ilden vekil; belediye başkanlığını alırım” ifadesini sıkça kullanırlardı. Ama artık öyle değil. Çünkü vatandaş iletişim araçlarının çokluğundan da olsa gerek artık “yemiyor” ve tedrisattan geçenlere biraz daha meyil gösteriyor.
Bunun yanında birde “Allah vergisi” bu konuda derslerde örnek gösterilecek siyasetçilerimiz de vardı. Bir ismet İnönü, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit gibi…
Bu siyasetçilerimiz kendilerinden önce partilerinde liderlik yapmış kişilerin birazda “miraslarından” faydalanarak siyasette iz bıraktılar.
Ama Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş gibi siyaset büyüklerimiz ise ortaya attıkları ideoloji ya da dünya görüşlerinin “doktoriner”leri olarak bilinmektedir.
Türk-İslam Ülküsü ve buna bağlı olarak Ülkücülük görüşü başlı başına bir duruş olmuştur. her keza Milli Görüşte öyle…
Bu iki dünya görüşünün okulu ve membası günümüzde de devam etmektedir.
Günümüz liderleri ise ya konjoktur gereği, ya da parti içi muhalefetten dolayı siyaset arenasında yer bulmaya çalışmaktadırlar.
Bu yüzden de belli bir zaman sonra hafızalarımızda “bir tatlı tebessüm” olarak kalmışlardır. İsim isim zikretmeye gerek yok…1990 sonrası ülkemizde bir “lider ve kadro” erozyonu yaşandığı malumunuzdur…
İşte bu algıların ışığında yakın bir zamanda seçimlere gireceğiz. Kökü; geçmişinde yaşanmış ve toplumları harekete geçirmiş dünya görüşlerinden gelen partilere mi? Yoksa belli olaylardan sonra konjoktur gereği oluşan partilere mi? Yöneliş olacak!
Bunu belirleyen birazda siyaset okullarındaki eğitimin kalitesi olacak kanaatindeyim…
|