ÇANAKKALE VE RUH...
Yazgımızı yazana şükürler olsun, çünkü tanımlamış insan olmanın gereğini...
Vatanın kutsal olduğunu, bayrağın namus olduğunu ve imanın yaşama sebebi olduğunu fark ettirmiş ecdadı fatihana, yedi düvele seslenmiş yüreği yiten buyursun gelsin demiş...
Şühedaya yürüyenler, şahadet şerbetini içenler ve gaziler...
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar...
Savaş sırasında kahraman erlerimize, Yüzbaşı Hilmi Bey yaptığı bir konuşmada:
“…Vatanımız için buralara geldik. Geri dönmek yok. Yaralılara, şehit olanlara dokunmayın, bende yaralanırsam veya ölürsem üstümden geçin. Unutmayınız ki bizim için zaman çok kıymetlidir.”
Kurmay Yarbay Mustafa Kemal ise;
“ Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir. Başka komutanlar hâkim olabilir demişti. (Tarih: 25 Nisan 1915,Yer: Conkbayır)
Tam teslimiyet ve tefekkür ile; NEFER ŞEHİT, ORDU GAZİ olacaktı...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Bugünlerde birlikten, beraberlikten bahsedenler!...
Bugünlerde açılımın adını zikredenler!...
Bugünlerde vatanın, yere düşürülmeyen sancağın ve dillerdeki tekbirin ne olduğunu bilmeyenler!..
Sizler Çanakkale ruhunu bilseydiniz ayrım yapmayı dahi düşünemezdiniz..
İşte RUH...
57.Alay Komutanı Albay Avni Bey, Anafartalar Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Ünlü 27.Alay Komutanı Mehmet Şefik Bey, 36 Alay Komutanı Yarbay Cemil Bey, Sedülbahir’in yaralı aslanı Binbaşı Mahmut Sabri Bey, Edirne Sırtında Teğmen Mucip Bey, Binbaşı Halis Bey, Nusret gemisinden Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey, 57. Alay tabur komutanlarından Elazığlı Yüzbaşı Ataullah, Elazığlı Şamiloğlu Hacı...
isimlerini tarih bile bilmez
aramayın yoktur çoğunun mezar taşı
dedirttiki çanakkale geçilmez
ikiyüzellibin şehidin naşı
18 Mart, imanın küfre, hakkın batıla, hidayetin zillete, mazlumun mağrura, adaletin zulmete, vatanı savunanın saldırgana, aydınlığın karanlığa,nurun kire karşı zaferidir.
Sen Ey Maraşlı Ökkeş, Samsunlu İsa, Adanalı Ahmet, Kırşehirli Mahmut, Erzurumlu Ömer, Mardinli Şeyhmus, Diyarbakırlı Bekir, Urfalı İbrahim, Antepli Cafer, Adıyamanlı Celal, Tuncelili Hüseyin, Erzincanlı Sadık, Bursalı Orhan, Vartolu Cemal, Rizeli Celal ve daha niceleri...
Bir hilâl uğruna, bir araya gelmişlerdi. Vatan için ölmek vardı, dönmek yoktu. Türk’ü, Kürdü, Laz’ı, Arab’ı, Çerkez’i, Boşnak’ı hep aynı inançla omuz omuza vermiştiler. Çanakkale sırtlarında. Aynı kazanda yemek yediler, lokmaları kardeşçe paylaştılar. İngiliz’e, Fransız’a karşı savaştılar. Gözlerini bir saniye bile kıpırdatmadan ve geriye bakmadan kahramanca savaştılar. Yiğitçe öldüler. “Çanakkale Geçilmez” dediler. Tarihe altın harflerle yazdılar ve destanlaştılar.
sonuç olarak;
İşte ÇANAKKALE...
18 Mart,çelikleşmiş millet iradesinin, kuvayi milliye ruhunun, asaletin, vatan, millet, bayrak aşkının, geleceğe olan güvenin, hürriyet ve istiklal sevdasının, askeriyle komutanın, eriyle liderin, genciyle ihtiyarın, kadınıyla kızın birlikte yazdığı bir şanlı destandır.
|