• BIST 93.469
  • Altın 227,583
  • Dolar 5,7332
  • Euro 6,5830
  • Elazığ 15 °C

KADIN EMANET DEĞİL BİR BİREYDİR

İrfan Kaya

"Veda Hutbesinde bir ses yükseldi; Kadınlar Size Allah'ın Emanetidir."

Peygamber A.S Veda Hutbesinde söylediğine inanılan bir cümle. Acaba gerçekten de öyle mi? Kadınların erkeklere emanet edilmiş olması, kadınları bakıma muhtaç, edilgen, biçare ve ikinci sınıf insan konumuna düşürmez mi?

Kendi ayakları üzerinde durma yetisinden ve kişisel kabiliyetlerinden uzak olduğunun, kendisinin bir koruyup kollayıcının himayesine muhtaç olarak yaşamak zorunda olduğunun ve bir sahiplik durumunun söz konusu olduğunun delili değil midir?

Hatta emanet-sahip ilişkisi göz önüne alındığında efendi-köle ilişkisinin doğacağı aşikârdır. Öyle ya emanet ve o emanetin sahibi olan, koruyup kollayıcısı ve üzerinde söz hakkı olan bir sahipten bahsedileceği için haliyle emanet, sahibinin sözünden dışarı çıkamaz yani o kişinin malı durumundadır artık veya kölesi de diyebiliriz. Bir kadın için bu durum zayıflığının zımnen kabulü ve ispatı değil de nedir? Bu durumu kabullenen kadın için; İlkel bir düşüncenin tezahürü olarak güçlü bir erkeğin kanatları altına sığınma çabası kişinin birey olmaktan uzak olduğunun, yaşamsal olarak bir muhtaç pozisyonunu bile isteye seçmesi, kadının kültürel bir dayatmanın sonucu olarak kendisine biçilen bu sindirilmişlik rolünü kabullenmesidir.

Kadınların dünya siyaset tarihinde zaman-zaman ne denli söz sahibi olduklarını tarih sayfalarını karıştıranlar görebilir. Kaldı ki günümüz dünyasında özellikle gelişmiş toplumlar da kendi kabuklarını kırmış özgür düşünceye sahip toplumlarda kadınların üstlenmiş oldukları görevlere baktığımızda dünya siyasetine yön veren çok güçlü figürlerin olduğunu görebiliyoruz. Hal böyle iken bizim kalkıp ta kadına emanet muamelesi yapmak ve bunu da bir lütuf gibi göstermek ve hatta kadınların da bu lütuf ile kendilerini onure edilmiş hissetmesi gerçekten erkek egemen kültürlerin ne derece başarılı bir din siyaseti güderek kadınlar üzerinde tahakküm kurduklarının ispatıdır.

Erkeğin kadınlar ve dünya üzerindeki hükümranlığının sebebi; pekâlâ kas gücüne dayalı bir biyolojik ve fiziki bir güç üstünlüğünden kaynaklanıyor olması diye düşünülebilir. Ama bu durum da yaşlı erkeklerin tamamen hükümsüz hale gelmesi gerekmez miydi? Oysa durum tam tersine yaşlı insanlar fizikken zayıf düşmesine rağmen yaşam tecrübelerinden kaynaklı bilgeliklerini ön plana çıkararak bulundukları konumdaki liderliklerini pekiştirebildiklerini görebilmekteyiz.

Bu da bize şu gerçeği göstermiş oluyor ki; bilgi şu dünya da en büyük güç demektir.

 Tekrar Veda Hutbesine dönecek olursak. Öncelikle şöyle bir vakayı ortaya koymak gerekmektedir. Veda Hutbesi diye günümüze ulaşmış metinlerin, İslam coğrafyasında ki bölgelere göre içeriğinin farklılaşabildiğinin bilinmesinde fayda vardır.

Birçok kaynakta, aynı anda kulaktan kulağa aktarma yöntemiyle yaklaşık 124.000 sahabenin Veda Hutbesini canlı olarak dinlediği söyleniyor. Sağlamlığı konusunda Veda Hutbesinden daha sağlam bir hadis olması düşünülemez iken, gel gör ki en sağlam hadisimiz diye sarıldığımız Veda Hutbesinin bile çok farklı versiyonları olması hadislerin ne derece güvensiz bir mecra olduğunun göstergesidir. Özellikle mezhepçi bir taassuba sahip bazı din alimlerinin(!),  Ravi-zincir silsilesi diyerek sözde hadislerin sağlamlığına kendilerince vesika oluşturarak bir güvenlik sertifikası üretseler de hepsini yerle yeksan eden bir Veda Hutbesi gözler önünde iken hangi hadise güvenebilirsin.

Zumer-23 ayetinde geçtiği gibi; “Allahu nezzele ahsenel hadisi...(Allah en güzel hadisi-sözü- indirdi..” ayeti kerimesi dururken biz hangi hadisin peşindeyiz acaba.

Kaldı ki bundan yaklaşık bin dört yüz yıl öncenin dünyasında, peygamber efendimizin vefatının aşağı yukarı 230-250 yıl sonra ilk defa hadislerin yazılmaya başlandığı gerçeğini düşündüğümüz de ne denli sağlıksız kaynaklardan beslenmiş bir hadis külliyatına sarıldığımızı anlamamıza yeter de artar bile. Şöyle ki; ben babamdan oda babasından o da babasından o da babasından böyle duymuş muş üzerine bina edilecek bir inanç sistemi olabilir mi, insan bu bilgiler ile amel edip imanını şekillendirebilir mi? Hangi akıl sahibi insan bu kaynakların sahih bilgilerden oluşturulduğu sözüne inanır acaba.

Bilgi ve teknoloji çağında olmamıza rağmen daha bundan 60-70 yıl önce bile kim kime ne söyledi hususunda yazılı veya görsel bir belge bulunmuyor ise ispatı mümkün olamıyor ve bir muamma olarak kalıyorken. Bundan 1400 sene öncesinin dünyasında söylenmiş ve yaklaşık 250 sene hiçbir yazıya aktarılmamış hadislerin sıhhatine nasıl güvenebilirsin.

Hele bir de kendi iktidarları ve kendi Arap kültürlerini pekiştirmek adına sayısız hadislerin üretildiği bir Emevi döneminin varlığı biliniyorken, hadis külliyatına ne kadar güvenebilirsin. Hiç kimsenin İslam inanç sistemini, tutanın elinde kaldığı bir hadis külliyatına muhtaçmış gibi göstermeye hakkı yoktur. 

Yunus suresi-100... Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır - rezilliğe mahkûm eder.

Vesselam…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Elazığ Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.