Yol, bir yerden bir başka yere giderken izlenen güzergâhtır. Yol; şehirleri şehirlere, şehirleri ilçelere, ilçeleri beldelere, beldeleri köylere bağlayan toprağın damarları; ulaşım hatlarıdır. Medeniyet onunla şekillenir; dünya onunla güzelleşir. Yol, refahtır, ferahlıktır, berekettir, mutluluktur. İnsanların en büyük ihtiyacı, olmazsa olmazıdır. Gurbeti sılaya bağlar, özlemi vuslata dönüştürür. Yollar: inişleri, çıkışları; kıvrımları, yokuşları; kalabalıkları, ıssızlıkları, güzellikleri, çileleri ile yazarlara konu; şairlere ilham kaynağı olur.
Sivriceliler Derneği olarak bizler de ilçemizi köyleri ile birlikte tanıtan bir kitap yazmaya karar vermiştik ya! İşte o nedenledir ki kaç zamandır yollardayız. En ücra köylerimize kadar ulaşmak; köylerimizi tarihi, coğrafyası, insanı, kültürü yapısı, ihtiyaçları ile tanımak ve tanıtmak amacımızı gerçekleştirmek için dur durak demeden koşturup duruyoruz bu yazın sıcağında.
“Orda bir köy var, uzakta/O köy bizim köyümüzdür./Gezmesek de, tozmasak da/O köy bizim köyümüzdür.” Şair böyle söylemiş söylemesine de gitmesek, görmesek, bilmesek, anlamazsak, anlatmazsak, daracık sokaklarında yürümesek, havasını almazsak, suyunu içmezsek, orada yaşayan vatandaşlarımızın dertleri ile dertlenmezsek, sevinçlerini paylaşmazsak o uzak köylerin hiç de bizim olmadığını yollara düşünce anlıyor insan. Biz de köylerimiz görmek, köylülerimizi dinlemek, anlamak için yollardayız kaç zamandır. Kürk köyünü ardımıza bırakalı çok olmadı. Kösebayır köyüne kadar yol asfalt. Kösebayır’da yol çatallaştı. Biri Uslu istikametine diğeri Doğanbağı istikametine gidiyor. Üç gün önce Uslu istikametine gitmiştik. Yol, Çatakkaya’ya kadar kısmen asfalttı. Dikmen’in stabilize yolu bizi hayli yormuştu. Bugünkü planımızda Kılıçkaya, Kalaba, Doğanbağı, Çevrimtaş köyleri var. Eğer yeterse günümüz Doğansu’ya da uğrayacağız. Doğansu’la birlikte bu güne kadar dolaştığımız köy sayısı 41’e ulaşacak.
Kösebayır’ı geçince yine stabilizeye düşüyoruz. Aman Allah’ım! Çekilecek gibi değil. Biz bir geldik bu yola ya her zaman gidip gelmek zorunda kalan köylülerimiz… Allah yardımcıları olsun. Ne demişti Üstat Mehmet Kaplan; “Dağları aşan yol, Anadolu insanının en çok sevdiği ve hasretini duyduğu şeydir.” Evet, şimdi dağları aşan yollarımız var; var ama! Ama nasıl? Gurup yolu diyorlar şimdilerde bu yollara. Bir köye değil, birçok köye ulaşım sağlanıyor bu yollarla.
Allah, yardım etsin bu yaz sıcağında yollara düşüp de köyüne, köylülerine, sevdasına, sevdiklerine ulaşmak isteyenlere. Niye mi? Tepede güneş, arkada toz bulutu. Hani darlığından, kıvrımından, taşından, çukurundan vazgeçtik de tozu hiç mi hiç çekilmiyor. Bir araba sizi geçmeye görsün. Bir anda önünüzü görmez oluyorsunuz. Bereket trafik yoğun değil. Kışını düşünmek bile istemiyor insan bu yolların. Dedim ya kaç zamandır bu tip yollardayız. Artık ezberledik. Bir araba görünce sağa yanaşıp bekliyoruz geçinceye kadar. Böylesi stabilize grup yolunu bir Hazar dağını aştığımızda görmüştük bir de Canuşağı yol ayrımından sonra gittiğimiz Taşlıyayla, Yürekkaya, Gelindere Kayabağları istikametinde. Hazar Dağının arkasındaki Alaattin köyü, sonra da Karaoğlan Dağının eteklerindeki Yukarı Çanakçı, Aşağı Çanakçı, Hacılar, Kayapınar gurup köy yolu da hayli zorlamıştı bizi. “Sarsarak köprüleri/Devler geçti bu yollardan/ Dudaklarında Hun türküleri” biz de türkü söyleyelim diyoruz ya damaklarımıza yapışan toz, sesimizin çıkmasını engelliyor.
Kılıçkayalılar; yol, yol diye yakınıyorlar. Kalaba’da bir dertli vatandaşımız: “ah şu yolumuz bir yapılsa görün o zaman köyünü, bağını, bahçesini yol yüzünden terk edenleri; vallahi dönerler geri!”,diyor. Çevrimtaşlılar yoldan şikâyetçi.”Ürünümüz elimizde kalıyor.”, diye yakınıyor genç muhtar. “Biliyor musun Hoca? Bu topraklar o kadar verimli ki yılda iki defa ürün alınır. Suyumuz var, arazimiz verimli; ama yol, ama yol… Ah yol!
Dikkat ettim Sivrice’nin köylerine bir yol diyorlar bir de su. Yol var; asfalt değil, su var; ark yok. En çok yakındıkları bu iki konunun yanı sıra bir de ilgisizlik tak demiş canlarına. Anlatmadınız mı diyorum yetkililere; kaymakama, valiye, encümen üyelerine, özel idareye, siyasilere… “ Siyasileri geç Hoca”, diyor biri “onlar, oylanıncaya kadar; ama diğerlerine, dilimizde tüy bitti. Gelen yok, gören yok, duyan yok, çare arayan hiç yok. Gerçi Kaymakam Hanım yeni geldi ama…” Eski adı Abutahir yeni adı Doğanbağı olan köyde dokunduğumuz her insanda bir feryat, bir feryat ki sormayın. Mehmet Kenkül: “Ankara’da yaşıyorum”, diyor, “Ankara- Elazığ arası 800 kilometre 782 kilometre beni hiç mi hiç düşündürmüyor. Ancak Kösebayır’dan sonra gelen şu 18 km.’lik yol yok mu? Vallahi rüyalarıma giriyor, uykularımı kaçırıyor. İnanıyorum ki bu yol yüzünden köyüne hasret çok insan var. Hani, Ankara’da bir caddeye yapılan yatırımın yüzde biri bu köy yoluna harcansa biz ve köylülerimiz bu çileden kurtuluruz.”, diyor. Biz başka vatandaşımız; “biz vatanımızı, bayrağımızı sevdiğimiz; devletimize bağlı olduğumuz için yolumuzu yapmıyorlar. Şeytan diyor, git örgütle köylüleri kes Malatya-Elazığ karayolunu bak o zaman hemen yapıverirler. Yani Hoca! Devlet resmen bize terör estir diyor.” “Yok, yok”, diyoruz “öyle şey olur mu devletimizin mutlaka planlamasında vardır gurup yolları, ama imkân…” “İmkân mı?” diyor bir başkası acı bir gülümseme ile. Vatandaş yerden göğe kadar haklı; devletin gereksiz harcamaları o kadar çok ki… Buradaki vatandaş dört şeritli sıkıştırılmış asfalt yolları görünce benim tek şeritli çakıl yoluma şöyle bir asfaltı neden çok görür devlet demekten kendini alamıyor. Üstelik bu tek bir köye giden yol da değil. Birçok köyü biri birine ve köyleri ilçelerine, illerine bağlayan grup yolları...
Bugün üstat Mehmet Kaplan’la başladık şair Abdurahim Karakoç’la devam edelim. Ne Demişti Karakoç bir şiirinde: “Omzumda sevda yükü/ Yollarda seni aradım/ Beste beste türkü türkü/ Tellerde seni aradım.” Evet, biz de Sivriceliler Derneği olarak başta Dernek Başkanı Ali Koç; ben, Hadi Önal iki de iletişim lisesi öğrencisi Ersin ve Fırat… Omuzlarımıza yeni sorumluluklar yükleyerek, sorumluların da sorumluluklarını yerine getirmelerini bekleyerek Sivrice’nin tozlu köy yollarında Sivrice’nin uzak köylerinin bizim olması için gayret gösterip duruyoruz. Sivriceliler Derneği Başkanı Ali Koç direksiyonun başında: “Yahu Hadi Hoca bu araba da bu yola sokulmaz ki!”, dedikçe ben: “Aman dikkat et Ali Bey, oldu olacak sen arabaya acımayı bırak ta vallahi bu dağın başında arıza yaparsa… Aha o zaman ayvayı yediğimizin resmidir!”, diyorum.