Bütün semavi dinlerin büyük günah saydığı, Yüce Allah tarafından yasaklanan eylemlerin başında şüphesiz ki insanın canına kıymak, onun yaşama hakkını elinden almak gelmektedir. Hele canına kıyılanlar vatani görevlerini yapıyorlarsa bu, işlenen cürümün karşılığı olan günahı katlamakta ve bağışlanmaz kılmaktadır.
Allah’ın eşrefi mahlûkat olarak yarattığı insanın canına kıymaya ve onu yok etmeye kafası ve kalbi programlandırılmış canilerle birlikte her ne surette olursa olsun onlara yardım ve yataklık yapanlar, değer verenler, alkışlayanlar, teşvik edenler de aynı cürüme, günaha ortak olmaktadırlar.
Bu yazıyı yazmama sebep kafası ve beyni insan öldürmeye programlı canilerin vatani görevlerini yapan on üç cana kıymaları oldu. On üç ananın, on üç babanın, kardeşin, sevgilinin, eşin, amcanın, dayının, halanın, teyzenin, dostun, arkadaşın yürekleri dağladı. Niçin? Caniler sapkınlıklarını tatmin etsinler. Niçin? Bu güzelim ülkede kargaşa çıksın. Niçin? Ağababalarına ne kadar iyi bir uşak olduklarını göstersinler…
Korku, sindirme, aldatma ve kandırma ile taraftar edinmeye çalışan bu insan görünümlü canilerin bu iğrenç yaratıkların peşine takılan insanlara gelince; bu zavallılara, insanlık adına; İslam adına Müslümanlık adına acımaktan“Allah ıslah etsin.”, demekten öte yapacak bir şey yok. Ancak; Allah, bu canileri bilerek ve isteyerek destekleyenleri kahhar adıyla inşallah kahredecektir.
Kahir bir çoğunluktaki Kürt kardeşlerimin insan ve insanlık suçu işleyen bu canilerin yaptıklarından her vatandaşımız gibi üzüldüklerini ve ne derece müteessir olduklarını biliyorum. Bununla birlikte köşe başlarını tutan Allah’ın kendilerine bahşettiği akılla kalem oynatan; fesat, kirli ve sapık birkaç kalemşorla birlikte çıkarları, ikballeri, emelleri için bu canilere destek olanlara cesaret verenlere, teşvik ve takdir edenlere ne söylesek azdır. İnsan desek eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insana hakaret etmiş oluruz. Hayvan desek, her biri yaradılış amacı doğrultusunda hayatlarını devam ettiren hayvanlara hakaret etmiş oluruz.
Cana kıymanın ne kadar korkunç sonuçlar doğuracağı Kuranı Kerim’in Maide Suresi 32. Ayetinde açıkça beyan edilmekte; “bir kişiyi öldürmenin bütün insanlığı öldürmek “ kadar korkunç bir eylem olduğu ifade edilmektedir. Yine Nisa Suresinde: Cenabı Mevla: “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası içinde ebedi olarak kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş ve lanetlemiştir. Ve ona büyük azap hazırlamıştır.”, demiştir.
Kirin, kinin, kötülüğün iğrençliğin yoğurup şekillendirdiği insan görünümlü canilere, aşağılık mahlûklara gelince bunların ahrette yeri olmadığı gibi bu dünyada ve de her karış toprağı şehit kanları ile sulanmış bu kutsal topraklarda da yerleri, hakları, hukukları da yoktur.
Devlet erkini elinde bulunduranlara gelince; Bu canilerin yuvalandıkları Kandil dağı ile İmralı arasına sıkışmamaları; bu canilerin uzantıları ile pazarlık gibi devlete yakışmayan görüntüden suretle uzaklaşmaları gerekmektedir. Eşkıya ile pazarlık olmaz. Devlet, eline silah alarak devlete kafa tutan bu canilerle, onların örgütü PKK ile terörle nasıl mücadele ediliyorsa öyle mücadele etmelidir. Terörle, teröristle pazarlık edilmeyeceğini, eli kanlı bu katillere verilecek en ufak bir tavizin nerelere ve nelere sebep olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak devletin kararlı olması ve kararlığını duruşu ile sergilemesi şarttı, elzemdir. Habur’da yapılan bir yanlışlığın Türkiye’yi bugünlere taşıdığı gerçeği bir an olsun gözden uzak tutulmamalıdır.
Kaldı ki bu caniler, kanla beslenen bu yarasalar, bu Allah’ın lanetlediği insan görünümlü mahlûklar asla ve asla Kürt kardeşlerimizin temsilcisi olamazlar.
Bu coğrafyada yaşayan herkes kardeştir. Ancak, bu vatanda vatani görevini yapanlara kıyanlar canidir, teröristtir, katildir. Bu kan içicilerin, bu günahkârların, sapıkların, sözde barış ve ateşkes gibi oyalayıcı ve kendisini meşrulaştırıcı palavralarına da itibar edilmemesi devlet olmanın olmazsa olmazıdır.
Evet, bu caniler, bu katiller, bu insanlık suçu işleyenler, bu insan ve İslam düşmanları öncelikle insan olacaklar. Sonra kelimeyi şahadet getirerek Müslüman olacaklar sonra ellerindeki silahları devletin güvenlik kuvvetlerine teslim ederek nadim olduklarını beyan edecekler, öncelikle Kürt halkından sonra Türk halkından af dileyecekler ki insan olma şerefine tekrar ulaşabilsinler.