Hırsızlık, yazılı kanunlar ya da toplumsal meşruiyet düzeyinde mülkiyeti kendine ait olmayan bir şeyi, izinsizce alıkoyma, kullanma ve ondan menfaat temin etme işidir. Kısaca başkasına ait herhangi bir şeyi çalma işidir. Bu işi yapana da hırsız denir.
Yeryüzündeki bütün dinlerin ve toplumların şiddetle yasakladığı ve çeşitli yaptırımlarla önlemeye çalıştığı bu eylem, zaman içerisinde bukalemun gibi çeşitli renklere ve şekillere girerek varlığını devam ettirmiştir. Günümüz dünyasında hırsızlığın klasik anlamdaki şeklinin dışında da alanında da büyük mesafeler(!) kat edilmiştir.
Onursuzluğun, gurursuzluğun, haysiyetsizliğin somutlaşmış biçimi olan bu eylemin varlıklı olma ya da yoksul olma ile hiç bir ilgisi yoktur. Her ne kadar hırsızlığın genetik haritası çıkartılmamışsa da bu eylemin genlerle büyük bir bağının olduğu aşikârdır.
Dünyanın bu en eski ve en onursuz mesleğini icra edenleri yola getirmek için İslam: "Hırsızlık yapanın eli kesilir" hükmünü ortaya koymuştur. Hırsızlık ve el kesilmesi... İlk bakışta ürkütücü olan bu cezanın caydırıcılık yönünü iyi düşünmek ve değerlendirmek gerekir. Türk Ceza Kanununun 491. maddesi de bu aşağılık fiili işleyenleri en basit şekli ile üç aydan üç yıla kadar hapisle cezalandırmakta ve kamu haklarından mahrum etmektedir. Bizde böyle de başka ülkelerde farklı mıdır? Hayır! Bir var ki diğer ülkelerden farklı olarak bizde, hırsızlılık kılıflıdır. Yani bizde mızrak çuvala girmiştir.
Örtülü hırsızlık, ferdi olmaktan çok devletin malı dediğimiz kamunun ortak malına yönelmiş, tabii ki parsa da pay ve payda da o nispette büyümüştür. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını da içerisinde bulunduran devlet malı ya yutulmuş, yutturulmuş ya da yutulmasına seyirci kalınmıştır. Çalmak, çalınmasına çanak tutmak veya seyirci kalmak aslında pek de biri birinden farkı yoktur. Günümüz dünyasında ve özellikle de ülkemizde hak edilmeyen, başkalarına ait bir mal veya imkân kendininmiş gibi alıkoymak, onun üzerinde tasarruf yapmak, harcamak ve kullanmak fiili sıradanlaşmıştır. Banka hortumlamak, vergi kaçırmak, sattığı mala fahiş fiyat uygulamak, karaborsacılık, tefecilik, faiz, kur ayarlaması, yolsuzluk, rüşvet, görevini savsaklamak, kamuya ait malı babasının malıymış gibi ona buna peşkeş çekmek... Bütün bunlar kapitalist düzenin hırsızlığa bulduğu ve uydurduğu kılıflardır. Hak edilmeyen kazancın türü ne olursa olsun o hırsızlıktır.
İşin en acı tarafı da sıradanlaşan bu tür hırsızlığı yapanların baş tacı edilmesi, toplumda aşağılanacağı yerde "Bal tutan parmağını yalar", "Devletin malı deniz yemeyen domuz" "Çalsın ama işini de iyi yapsın" "İş bilir" gibi cümlelerle bu sakat, alçaltıcı duruma kılıf bulma gayretidir. Oysa hak etmediği bir kazancı elde edeni:" açıkgöz" olarak görme, "akıllı" olarak nitelendirme de bir bakıma işlenen bu aşağılık suçu görmemezlikten gelme veya övmektir ki bu da işlenen suça iştiraktir.
Ne demişti Ziya Paşa: "Milyonla çalan mesned-i izzette serefraz / Birkaç kuruş mürtekibin cayi kürektir" Günümüz Türkçesi ile: "Milyonla çalan baş tacı edilir. / Birkaç kuruş götüren kürek mahkûmu olur." O zamanlar hırsızlığın boyutları bu denli büyük ve alanı bu kadar geniş değildi. Ziya Paşa yaşasaydı kim bilir ne yapar, ne söylerdi bu karmaşık hırsızlık düzeni ve düzeneği karşısında.
Gerçi günümüz dünyasında temiz toplum özlemcileri yok değil. Ancak, sesleri öylesine zayıf ki... Halkımız, bu aleni ancak, örgütlü ve örtülü hırsızlık karşısında duyarsız kalır da sesini yükseltmezse korkarım ki utanmaz, hayâsız, arsız, yüzsüz, ar damarları çatlamış kişiler, yaptıklarını katlayacaklardır. Şu unutulmamalıdır ki: "Yalanın, hilyenin ve hırsızlığın olduğu yerler harap olmaya ahalisi fakir ve perişan olmaya mahkûmdur."
Seçim sathi mahalline girdik. İşte en büyük fırsat... İl encümen üyelerini, Belediye meclis üyelerini özellikle de illerin, ilçelerin ve beldelerin belediye başkanlarını ‘şehrül-eminlerini seçeceksiniz. Kısaca sizin adınıza beş yıl görev yapacak insanları oylarınızla tayin edeceksiniz. Aman yanlış yapmayın! Çalanın, çaldırtanın, çalınmasına göz yumanın, çalmaya meyyal olanın, çalacakların ve çaldırtacakların kısaca, aleni veya örtülü hırsızların suçuna ortak olmayın.
"Kul hakkı" Allah ın affetmediği suçtur. Allah, ‘her türlü günahı affedebilirim; ama kul hakkıyla gelmeyin buyuruyor. Unutmayın ki seçeceğiniz kişilere siz "tüyü bitmemiş yetimin hakkı" dâhil olmak üzere "kulların hakkını" koruma görevi veriyorsunuz. Sorumluluk büyük. Günah katmerli.
Aman dikkat! Yabız hırsızlar oylarınızı çalmasınlar.