ELAZIĞ-DİYARBAKIR KÜLTÜR VE SANAT BULUŞMASI VE CELAL GÜZELSES
Elazığ Valiliğinin himayelerinde Elazığ Belediye Başkanlığı, Fırat Üniversitesi Rektörlüğü, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Elazığ Ticaret Borsası, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Elazığ Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun katkıları ile TRT Diyarbakır Mahalli İcra Grubu ve Elazığ Musiki ve Konservatuarı Derneği ve Manas Yayıncılığın ortaklaşa düzenledikleri “Celal Güzelses ile Enver Demirbağ’a Saygı Gecesi” 22 Ocak 2011 Cumartesi günü Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezinde saat 19.30’da gerçekleşecektir.
Kimdir Celal Güzelses. Gelin isterseniz bu büyük büyük ustayı, bu yüce sesi,aynı adı taşıyan torun Celal Güzelses’ten dinleyelim.
Gerçek adı Mehmet Celalleddin olan ve Atatürk tarafından “Şark Bülbülü” unvanı verilen Celal Güzelses 1899 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Mehmet Celalleddin, tasavvuf konusunda bilgili ve Ehl-i Kuran olan babası Derviş Halil’i daha yedi yaşındayken kaybetti. Babasının ölümü üzerine Mehmet Celalleddin’i annesi Latife Hanım, Kuran öğrenmesi için, Şeyh Zeki Efendinin yanına verdi. Mehmet Celalettin henüz dokuz yaşındayken dedesinin yazmış olduğu bir divanı besteleyerek tekkede okuması sonucu şeyhinin ve müritlerinin göz bebeği oldu.
Mehmet Celalleddin, manevi babam dediği Şeyh Zeki Efendi’nin tekkesinde, Kuran, usul ve tasavvuf konularında eğitim aldı. En büyük hayali, rüştiyede okumak, annesi ve kız kardeşine bakacak bir mesleğe sahip olmaktı. Birinci dünya savaşının başlaması, rüştiyenin kapatılması ile bu hayali gerçekleşmedi.
Mehmet Celalleddin, 1916-17 yıllarında; sonradan, Hafız Saadettin Kaynak’ın da hocası olan makamat sahibi ve büyük bir zat olan Hafız Melek Efendi’den usul ve makam dersleri aldı.
Mehmet Celalleddin, bir gün dersten sonra arkadaşları ile bir adı da Seman Köşkü olan Gazi Köşkü’nün güllüğüne gider. Sazlarla öğrendikleri dersi geçerken Mehmet Celalettin bir gazel okumaya başlar. O Tarihte Diyarbakır’da istirahat etmekte olan Mustafa Kemal, Mehmet Celalleddin’in yanık sesini duyunca emir erine: “Git bana bu gazeli okuyanı al getir” der. Huzura alınan aralarında Mehmet Celalleddin’in de bulunduğu çocuklara Mustafa Kemal sorar: “Az önce gazel okuyan hanginizdi?” Mehmet Celalleddin: “Bendim efendim!” deyince Mustafa Kemal: “Çocuk sesin çok güzel, burada benim içinde okur musun?”, der. Mehmet Celalleddin, bildiği birbirinden güzel eserleri art arda okumaya başlar. Çocuklar ayrılmadan evvelde Mustafa Kemal, Mehmet Celalleddin’e: “Çocuk, sesin çok güzel, onu koru”,der.
Mehmet Celalleddin, tasavvuf müziği ilmini makam hocası Hafız Melek Efendi’den almaya devam eder. Bir taraftan da Diyarbakır halk türküleri üzerine büyük derleme ve araştırmalar yapan Ahmet Yüksekses’in desteğini alır. Süryani Nursiye Bacı’dan aldığı derslerle de müzik eğitimini pekiştirir.
1934 yılında’’Güzelses’’soyadını alan Mehmet Celalleddin, aynı yıl Diyarbakır Halk Evi’ne şef olarak intisap eder. Ancak onu geniş halk kitleleri ile buluşturan ve sesi ile ününü memleket dışına taşmasını sağlayan, hepimizin iftiharla yad ettiği, Diyarbekirli Celal Güzelses’in ortaya çıkmasını ise zaman alır. İsterseniz bu zamanı 1953 yılında Diyarbakır /Sesleniş gazetesinde yayınlanan gazeteci İzzet Yıldız ile yaptığı bir söyleşide kendi ağzından dinleyelim: “Beni plak doldurmağa sevk eden amil, bundan yirmi dokuz sene evvel başlar. Belediyeye karşı bahçeli kahvede, Veteriner Yüzbaşı Mahmut Karındaş’ın seyyar satıcıların hâl ve hareketleri ile beraber, şivelerindeki hususiyeti belirten, daha doğrusu karikatürize eden; (vurur sonra sakın der; Ahmet kahve getir). Bu ve daha buna yakın birçok mevzulardan ibaret olan tenkitleri; yine bu mevzulara yakın musikiye meyyal sesindeki o istihza dolu sözleriyle doldurmuş olduğu plâkları ister istemez beni böyle bir teşebbüse sevk etti...” “Diyarbakır’ın ilim, felsefe, ahlak ve dinde nasıl ki bir mümtaz yeri varsa ve dünya çapında Ziya Gökalp, Süleyman Nazifler, yetiştirmek bahtiyarlığına nail olmuşsa hiç şüphesiz ki musikide de layık olduğu mevkii bulmuştur. Yalnız şunu da itiraf ve ilave edeyim ki, Mahmut Karındaş bilerek veya bilmeyerek Diyarbakırlılara iyilik yapmıştır.”
Celal Güzelses’in bahsettiği hadise kısaca şöyle gerçekleşmiştir: Tiyatrocu Altan Karındaş’ın kardeşi Mahmut Karındaş, veteriner tabip olarak görev yaptığı Diyarbakır’dan İstanbul’a döndükten sonra bir plak yapar. Bu plakta Diyarbakırlı seyyar satıcıların ağzı ile onların manilerini hiciv eder. Bu plak, Diyarbakır’da büyük tepki toplar. Halk, valiliğe giderek tepkisini dile getirir. “Diyarbakır Halk Evi İcra Komitesi” derhal toplanarak, Halk evinde şef olarak görev yapan Celal Güzelses’ten bir plak doldurmak ve bu ‘’istihza’’amaçlı plağa en güzel cevabı vermesini ister ve kendisini İstanbul’a gönderir.
Celal Güzelses, alınan bu kararın uygulamak üzere İstanbul’a; Diyarbakır Milletvekili Fevzi Pirinççizade’nin Moda’da bulunan evine gelir. Ertesi gün çalışmalara başlar. Celal Güzelses, “Sahibinin Sesi” plak evi ile görüşmelerini sürdürürken, Fevzi Bey, bir şekilde Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün huzurunda fasıl düzenlenecek olan geceye Celal Güzelses’i de götürür. Atatürk, bu sesi çok önceleri Diyarbakır’da dinlemiştir. Güzelses, Atatürk’ün huzurunda Diyarbakır, Muş, Elazığ ve Urfa yöresi eseleri ile bir de mevlit okur. İşte ‘’Şark Bülbülü ‘’unvanı kendisine bu gece Atatürk tarafından verilir. Celal Güzelses, bu davette Nobar Tekyay ve Safiye Ayla Hanımla tanışır ve İstanbul’da kalması için davet alır. Ertesi gün “Sahibinin Sesi” plak evi ile anlaşma imzalayan Celal Güzelses, tam 18 plak doldurur.
Celal Güzelses’in bundan sonraki yaşamında, Şark Bülbülü, Allah dostu, bestekâr, ozan ve Diyarbakır sevdalısı olarak anılır.
Diyarbakır Valiliği Tevzii Memurluğu görevi ve son olarak Ulu Camii baş müezzini olarak devam eden memuriyet hayatı bir yana, sanatından hiç kopmadan memleketine vefat edinceye dek hizmet verir.
Beş çocuk babası Celal Güzelses’in, bizlere bıraktığı tam 92 eser 69 plak mevcuttur.
Celal Güzelses, az konuşan, ağır başlı, çocuklarına ve ailesine çok düşkün, maddiyata asla önem vermeyen, cemiyet yararına verilen konserlerden elde ettiği geliri öğrenci yurtlarına bağışlayan, hayır ve hasenatta sınır tanımayan, komşu hakkı ve geçiminden kendisini daima sorumlu gören, doğaya ve çiçeklere çok düşkün bir insandır. Gerçek bir Diyarbakır beyefendisi olan Celal Güzelses hiç kimseyle küskünlük yaşamamıştır. Eğitime, özelikle de gençlere ve gençlerin eğitimine çok önem vermiş, okul okul dolaşıp İstiklal Marşımızı nota ile ve en doğru şekilde öğretmiş bir memleket sevdalısıdır.
Ölümünün üzerinden (1 Şubat 1959) 52 yıl geçmesine rağmen hemşerileri Diyarbakırlılar hayır duaları bu güzel insandan hiç eksik etmemişlerdir. Onun unutulmaz eserleri ve gök kubbede bıraktığı o muhteşem sesi ile iyilik ve güzellik abidesi olan Celal Güzelses, çok da mütevazıdır. Onun insan yönünü gelin bir anekdotla anlatalım. Celal Güzelses, bir konser için arkadaşları ile birlikte Diyarbakır’dan trenle Elazığ’a gidecektir. Geç kalınmıştır. Arkadaşları acele etmesi için uyarınca, Celal Güzelses: “Durun acele etmeyin postayı kaçırırsak yük treni ile gideriz ne olacak?”, der. Hakikaten de treni kaçırılır. Ama verilen söz tutulmalıdır. Postanın ardından gelen yük trenine binilir. Yük treninin vagonunda yerde otururlar. Bu eziyetli yolculuğu zevkli bir hale getirmek için şakalaşmalar, türkü söylemeler eğlenmeler ve elbette kahkahalar hiç eksik olmaz. Elazığ’a varılır. Elazığ’da onları bekleyenler, büyük bir ilgi ve izzetle karşılarlar bu gönül dostlarını. Söz ne pahasına olursa olsun tutulmuş, gönüller hoş edilmiştir. İşte sanat, sanatkâr ve halk adamlığı budur.
Celal Güzelses’in bu ve benzeri davranışlarının yanı sıra sadece Diyarbakırlı hemşerilerinin değil bütün Anadolu şehirlerinin ders alabileceği güzel sözleri de vardır:
“Diyarbakır folklorunun yeni kuşaklara ve memleketin bütün sathına yayılması ve sevilmesi için ne yapsak az gelir.”
“Bizim işimiz; Diyarbakır ve yöresine ait uzun hava, hoyrat ve maya ne varsa ortaya koymak, bu eserlerin aslına sadık kalınmasını sağlamak maksadı ile nota altına almak halk musiki cemiyeti eli ile yeni ve kabiliyetli gençler yetiştirerek yeni kuşaklara, bu eserleri ve kültürümüzü aktarmaktır.”,
“Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti bunun için vardır ve var olacaktır.”
Yıl, 1959 Ocak ayı. Diyarbakır tarihinin en soğuk kışlarından birini yaşamaktadır. Celal Güzelses, hastadır. Zatürree yatağa fena vurmuştur bu sanat devini. Ancak, Ankara Üniversitesi Talebe yurdu öğrencileri her yıl olduğu gibi mezuniyet konserlerine yine Celal ağabeylerini davet ederler. Çekilen telgrafta şu cümleler vardır: “Celal Bey, mezuniyetimiz için verilecek konsere iştirakiniz bizlere şeref verecektir.” Celal Güzelses’in oğlu Erdem telgrafı alır, okur sonra babasına dönerek: “Baba çok hastasın gitmemelisiniz” der. Celal Güzelses: “Beni çağıran o öğrenciler ne yoklukla okuyorlar biliyor musun? Sonu ne olursa olsun gideceğim…”
Bu yolculuk ve Ankara’da verilecek konser bu sanat devinin son konseridir. Halk Musiki Cemiyeti elemanları ile birlikte Ankara’ya gidilir. Muhteşem bir final… Öğrencisi merhum Hüsnü İpekçi, “Celal Güzelses’in o gece sabaha kadar otelde 5 battaniye altında titredi”,diyor. Diyarbakır’a döndüğünde çok geç konan bir teşhisle menenjit olduğu anlaşılır. Her türlü tedavi ve ilaca rağmen hastalığın önüne geçilemez.
Takvim yaprakları 1. Şubat 1959 gününü göstermektedir. Sabah’ın ilk saatleri Celal Güzelses, ateşler içinde uyanır. Eşine döner: “Nevriye, dün gece rüyamda Hz. Rufai’yi gördüm. Bana: “kalk” dedi. Vakittir”, dedi. Ben gidiciyim. Söyle artık okusunlar. Palu Camisinde de selamı okutsunlar. Çocuklarıma söyle buraya gelsinler.”, der. Çocukları; Haluk, Nermin, Erdem, Nevin ve Ahmet Cevdet babalarını kaldığı odaya gelirler. Hepsi de çok üzgündür. Celal Güzelses eşine ve çocuklarına döner: “Sevgili biricik eşim ve çocuklarım; Hak Teâlâ ne emretmişse o olur. Ne bir dakika evvel, ne de bir dakika sonra... Ben Cenabı Hakkın keremi lütfü ile memleketim Diyarbekir’e ömrümü adayıp çok çalıştım. İstedim ki Diyarbekir türküleri ve eserlerim herkes tarafında bilinsin, okunsun, sevilsin, söylensin. Memleketimin adı zikredilsin. Yoksa müezzinliğimle ve memurluğumla ömrümü tamamlar geçinip giderdim. Diyarbekir sevdasına hiç bir maddi teklifi değerlendirmedim. Size maddi hiç bir şey bırakmıyorum. Dünya malı dünyadadır. Siz de bundan sonra çalışmaklığınızla geçiminizi sağlarsınız. Anneniz size, siz de Allah’a emanet olun. Sizi çok seviyorum.
Celal Güzelses,1 Şubatı 2 Şubata bağlayan gece vefat eder. Salası 2 Şubatta tekrar tekrar verilir, Diyarbakır’da ve Palu’da.
|