TÜRK’ÜN MÜJDE TABAĞI VE ŞAHİT HABİBULLAH
Su ısıtmaya ve çay demlemeye yarayan, genellikle sarı renkli; pirinç, bronz, gümüş, bakır, krom, çelik ve saçtan yapılan semaverin anavatanı Buhara’dır. Türkün öz be öz malı olan semaver, Buhara’dan; Kafkasya’ya, Rusya’ya, İran’a, Doğu ve Uzakdoğu Asya ülkelerine ve Anadolu’ya yayılmıştır. İki bölümden meydana gelen semaverin alt kısmında su kaynatılır, üst kısmında dem tutulur. Semaverle çay ikram etmek; Türk milletinin misafirlerine verdiği önemin bir göstergesidir.
Önceleri saray ve köşkleri süsleyen semaver, bilahare kıraathanelerin, kahvehanelerin, evlerin; düğünlerin ve derneklerin vazgeçilmezi olmuştur. Özellikle Ramazan aylarında ve uzun kış gecelerinde semaverin musluğundan akan sıcacık çay, insanların sadece damaklarını tatlandırmakla kalmamış “ Oh be dünya varmış!” dedirtircesine yorgunluğunu da almıştır. İnsanlara; iç huzurla birlikte yaşama şevki veren, metalik yapısıyla koku barındırmayan; çayıyla damaklara görüntüsü ile gözlere güzellikler içiren semaver, şairlere de ilham kaynağı olmuştur.
Semaverin suyu çiçek
Gelin gardaşlar çay içek
Çaysız meclisi nidek
Yan semaver, dön semaver
Sana gurban can semaver.
Semaverin hocası var
Kafkaslarda nicesi var
Buhara’da yücesi var
Yan semaver dön semaver
Atamızdansın yadigâr”
Orta Asya ve Kafkaslarda hayatlarını idame eden insanların uzun yaşamalarının sırrını semaverden içilen çay ve o çayın verdiği huzura bağlayan bilim adamları, tezlerinde ne kadar haklılar bilemiyorum; ama ben, bu ata yadigârı güzelliği koruyan gani gönüllü bir insanı tanımakla duyduğum bahtiyarlığı anlatacak kelime bulamıyorum. Türk’ün Müjde Tabağı ile semaverini korumaya ve yüceltmeyi kendisine görev telakki eden bu mümtaz kişi, Azerbaycanlı Şahit Habibullah’tı.
Elazığlı yaşayan şairlerin hayat hikâyeleri ile şiirlerini başarılı bir biçimde Azerbaycan Türkçesine aktararak bir ilke ve güzelliğe imza atan Asif Rustemli’den Allah razı olsun. Elazığ Çelengi olmasaydı biz, bu güzel insanı- Şahit Habibullah’ı- tanıyamayacaktık.
Kendi tanımı ile “demir mühendisi” olan bu dünya tatlısı insan, Azerbaycan toprağı Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgali sırasında gönüllü olarak cepheye koşmuş, aldığı yaralara aldırmadan kahramanca savaşmış bir gazi. Gösterdiği kahramanlıktan dolayı Azerbaycan Devlet Başkanı merhum Haydar Aliyev tarafından kahramanlık nişanı ile ödüllendirilen Şahit Habibullah, “olduğu gibi görünen sözü, özü bir, mütevazı bir halk kahramanı.
Azerbaycan’a gelişimizin ikinci günüydü. Elazığ Çelengi kitabının tanıtım toplantısı başarılı bir biçimde sona ermişti. Şahit Habibullah, bizleri yazıhanesine davet etti. İki katlı büyük bir binanın önüne vardık. Şahit Habibullah, binanın dış kapısını anahtarı ile açtı. İçeriye girdik. Binanın İkinci katına çıktık. Uzunca bir koridor, yürüyoruz. Kapılar, kapılar… Bir kapının önünde durduk; Şahit Habibullah o kapıyı da elindeki anahtarıyla açtı. Aman Allah’ım! Çok müze, çok sergi, çok koleksiyon görmüştüm ama ilk defa böylesi muhteşem bir güzellikle karşılaşıyordum. Yerden tavana kadar olan raflara dizili biri birinden muhteşem 18 ve 19. Asırda imal edilmiş tamı tamına 999 semaver. Ard arda dizili odalarda yalnız semaver değildi rafları süsleyen boy boy ibrikler, teraziler, lambalar, kazanlar; çeşit çeşit mutfak gereçleri, hatta bir fayton… Fransa’da Marakeş’te, Tacikistan’da, Mısır’da ve Azerbaycan’ın muhtelif kentlerinde sergilenen üç binin üzerinde her biri özenle korunan ve saklanan Türk kültür şaheserleri…
Şahit Habibullah, bir tabak aldı bu yüzlerce gerecin arasından. Bana döndü: “Hadi Muallim” , dedi “bu elimdeki tabak nedir bilir misin?” Derinliği olmayan, işlemeli, gümüşü çağrıştıran rengi ile yüzüme gülümseyen tabağa baktım uzun uzun. Merakımı yine Şahit Habibullah giderdi. “Bu Müjde tabağı” dedi. “ Müjde tabağı mı?” Şahit Habibullah; “eskiden makam sahibi kişilere gelen mektuplar bu tabağın üzerine konularak takdim edilirmiş”, dedi. Gözüm tabakta, aklım müjdede kaldı. Öyle ya mektup uzakta olan bir yakının sağlık haberini ileten bir müjdeydi. Onu güzel bir tabakla ilgilisine ulaştırmak da bir büyük incelik. Müjde Tabağı; Türk milletinin âlicenaplığının, inceliğinin, zarafetinin bir güzel ifadesiydi.
Bu yüce milletin ne de büyük hasletleri var daha gün yüzüne çıkmamış. Ne dersek az olur biliyorum. Gelecek, geçmişle şekillenir gerçeğinden hareket ederek kendilerini Türk kültürünü yaşamak ve yaşatmaya adayanlardan Allah razı olsun.
|