YENİ GIDA AÇILIMI
“Kürt Açılımı”, “Demokratik Açılım”, “Ermeni Açılımı”,derken şimdi de “Yeni Gıda Açılımı”… Açılımlandıkça açılımlanıyoruz; Allah sonumuzu hayreyliye…
Efendim, açılımlar öylesine arda artarda geldi ki bu en son ve en büyük açılım olan “Yeni Gıda Açılımı” arada kaynadı gitti. Gerçi kaynadı mı kaynatıldı mı o da pek belli değil ya! “Yeni Gıda Açılımı” öyle bir açılım ki bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin geleceğini ilgilendiriyor. Çünkü bu çok boyutlu ve çok tehlikeli bir açılım, milletin yalnız sağlığını değil varlığını da doğrudan ilgilendiriyor. Ne öyle üzerinde fırtınalar kopartılan “Domuz Gribine” ne de genç fidanlarımızın canına kıyan PKK terör örgütünün affına benziyor. Heybeliada Ruhban Okulunun açılışı, Karabağ’ın kar altında kalışı, Ağrı Dağı’nın Ararat olarak ifade edilmesine göz yumuluşu, Yavru vatan Kıbrıs’ta meçhule kürek çekilişi gibi hayati konular bile bu açılımın yanında esemesi okunamayanlar kervanına dâhil. Bu açılım günü değil yaşanacak yüzyılları içerisine alıyor.
Bulanık suda balık avlamayı seven; neyin ne olduğunu ve ne getireceği neleri götüreceği önceden hesaplanmamış ani kararlarla milleti şaşırtan AKP hükümeti, 26 Ekim Pazartesi günü 27388 sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe soktuğu yine böyle ani bir kararla: “Gıda Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin” ithalatını, işlenmesini, ihracatını serbest bıraktı.
Nedir Genetiği Değiştirilmiş Organizma Kısaca (GDO): Biyoteknik yöntemlerle, kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da genetiği değiştirilmiş organizmadır. Bitki, balık ve bazı hayvanların kromozomlarına hayvan genleri ve hatta insan genleri enjekte edilerek hayal edilemeyecek transgenik (farklı canlıların genleri arasında yapılan transfer)’den elde edilen yeni ürün. Yapay olarak elde edilen farklı türler arası birleştirilmiş genlerden oluşan besinler ve tahıl türleri.
Başta ABD olmak üzere Kanada, Arjantin ve Çin in kontrolünde geliştirilen gen değiştirme sonucu elde edilen bu ürünlerin insan vücudunda yapacağı tahribatın boyutlarını bugün itibari ile görmek mümkün değildir. Ancak, GDO tüketen insanların hastalanmaları halinde antibiyotiklerin işe yaramadığı; genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin potansiyel olarak toksik madde içerdiği, bu toksik maddelerin de insan sağlığını tehdit ettiği bilinen gerçekler. Kaldı ki GDO’lar yeni virüs ve bakteri türlerine zemin hazırladığı da bilinmektedir.
Genetiği Değiştirilmiş Organizma’nın zararları kısmen de olsa sözü edilen resmi gazetede yayınlanan yönetmelik ile de sabitleştirilmiş. Nitekim yönetmeliğin 5. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında şu hükümler yer alıyor: GDO lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasaktır.(çocuğunu emziren kadına serbest!) İnsan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulması yasaktır. (Hangi üründe hangi genin ne oranda kullanıldığını ölçümleyecek laboratuar nerede?)
“Tamam, kardeşim ben de GDO’lu ürünleri almam; GDO’lu besinleri de yemem olur biter.”, diyenleriniz olabilir. Böyle bir seçme hakkına sahip olamayacağınızı baştan belirteyim. Nitekim aynı yönetmeliğin 5. Maddesinin 8. bendinde: “GDO’suz ürünlerin etiketlerinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifade bulunamaz” ibaresi yer alıyor. Yani tüketici olarak neyin GDO’lu neyin GDO’suz olduğunu ne görme ne de seçme hakkımız var.
Bu konuda duyarlı insanlarımız yok değil. Bunlardan biri de büyük bir gazetemizin köşe yazarı Yılmaz Özdil. Bu Frankeştayn gıda için bakın ne diyor Özdil: “ Kabaca anlatırsak, dayanıklı olsun diye balık genini domatese, bakteriyi patatese monte ediyorlar... Sonradan tonla para verip ilaçlama yapılacağına, haşere ilacını daha tohumundan mısır genine kakalıyorlar. Sinek yuttuğu için böcek ilacı içen süper zekâ vatandaşımız gibi yani... Sevgili halkımız, adında domuz var diye, domuz gribi aşısı caiz mi diye soruyor amma, belki domuz genini soya fasulyesinde yiyor, haberi yok... Peki, niye yapıyorlar bunu? “Açlığı önlemek için” diyorlar... İnsanoğluna gıda yetişmiyormuş, böylece verimi arttırıyorlarmış... Raf ömrünü uzatıyorlarmış. İyi de birader... Buğday mı yetişmiyor bu ülkede? Pancar mı eksik? Pirinç mi yok? Yanlışlıkla elinden düşürsen, fışkırmıyor mu topraktan? Şapşal politikalar yüzünden, fazla geldiği için, para etmediği için, mahsulümüzü yakarken, derelere dökerken, hangi açlık? Allah’ın bu millete lütfü… Anadolu’da, şu ürün yetişmiyor, o yüzden genetiği değiştirilmiş organizmaya ihtiyaç var, denebilir mi, utanmadan? Yersen ne oluyor? Avrupa’da resmen kanıtladılar; bağışıklık sistemini çökertiyor, kansere yol açıyor, kan yapısını bozuyor, sindirim sistemini harap ediyor, karaciğeri haşat ediyor, erken doğuma-kısırlığa sebep oluyor... İsviçre sokmuyor, Yunanistan sokmuyor, o beğenmediğin Sarkozy “Bunları Fransa’ya sokanı oyarım” diye yasa çıkardı... Burası dingonun ahırı mı?”
Evet, konu önemli, konu öyle talandan mal kaçırırcasına bir yönetmelikle geçiştirilmeyecek kadar hassas ve hayati. Hormonlu yiyeceklerden belki de yüzlerce kat daha zararlı olan GDO’lu ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı hangi gerekçe ile serbest bırakılıyor doğrusu anlamak mümkün değil. Kaldı ki Türkiye Müslüman bir ülke… Allah’ın yarattığı canlıların yapısını değiştirecek çalışmalarla insanoğlu ne kazanır ne kaybeder bilemem amma, Müslüman bir ülkede çıkar çevrelerinin ellerini kollarlını sallayarak salyangoz pisliği satmasını sağlayacak kanun çıkartmak doğrusu çok düşündürücü.
|