Elazığ Haber
Şuan Sitemizde 66 kişi var

ADAMA VE ADANMA RUHU

TONYUKUK
Yazara Ait Tüm Yazılar
ADAMA VE ADANMA RUHU

" Adama ve adanma ruhu ile tezyin edilmiş, varlık şuuru ile ışımış, yalnızca Allah’a kulluk bilincini kuşanarak özgürlüğün doruğuna yükselmiş yüreklere sahip olmak, hak edilmiş bayramları her iki cihanda da yaşayabilmek temennilerimle İslam âleminin, tüm insanlığın ve hassaten elazıghaber ailesinin mübarek üç aylarını tebrik ediyorum efendim. Selam, muhabbet ve dualarımla..."

…..(İbrahim) “Rabbim bana Salihler den olacak bir çocuk ver” dedi.

Bizde o’na hilim sahibi (yumuşak huylu, sakin) bir çocuk (İsmail’i) müjdeledik (verdik).

O kendisinin yanın da (olgunluğa erişip) yürümeye başlayınca (İbrahim) dedi ki: “Ey oğulcağızım, doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak , ne dersin?” O’da dedi ki: “Babacığım sana emr olunanı yap, inşallah beni sabredenlerden bulursun.”

Böylece ikisi de teslim olunca, babası oğlunu alnı üzerine yatırdı. Biz o’na şöyle seslendik: “Ey İbrahim sen rüyayı gerçekleştirdin, şüphesiz ki biz itaat edenleri böylece mükafatlandırırız”

Gerçekten ki bu apaçık bir imtihandı.Ve o’na fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

Ve sonra gelenler arasında o’na (iyi bir nam) bıraktık.Selam olsun İbrahim’e... (Saffet suresi: 100 – 109 ayetler)

Ne müthiş bir tablo!..İnsanın kanını donduruyor adeta damarlarında…

İnsanın mantığı kabul etmese, aklı almasa da bu haber gerçek bilginin kaynağı olandan; müminlerce asla şek ve şüphe olunmayandan, yani Kuran’dan…

Bu tablo adamak ve adanmak ruhunun iman’ın nuruyla insanda inkişaf edişinin aklı zorlayan ama bir o kadar da mübeyyen bir simgesidir…Ölümü onurlandıran ve ona hayat bahşeden bir tablo. Ölümü diriltmek ya da ölüme minnet etmeden dimdik, vakarla yürüyerek dirilmek bu olsa gerek…

İmanın tüm vehim kabuklarından sıyrılarak üryan duruşu, kulluğun bütün endişe ve heves prangalarını kırarak özgürlükle şahlanışı ancak böylesi bir tablo ile simgelenebilirdi.

İman ve iman edilene olan aşkın hatırına canın adanışı.İman ve onu özümsemiş, onunla beslenen ruhun şahlanışı.İman ve onun izzetini tadan yüreğin akıl ve mantığa meydan okuyarak kanatlanışı.Amansız bir deneme kıskacında sınanan imanın şaşırtan başarısı.İman nimetinin kıymetinin farkına varan iradenin tüm dünyevi hesaplardan arınışı, saf iman halini alışı…

İmanın ihsana dönüşmesi sonucu yazılan bir destanın yansımasıdır İbrahim ile İsmail (as)lar tarafından insanlık tarihine silinmez bir şekilde çizilen bu tablo. Mal ve evladın bir fitne (sınanma vesilesi) olduğu bilinciyle bu tür eğilim, tutku ve kokuşmalara karşı kazanılmış bir zaferin destanı.

İblisin ayak oyunlarına takılmadan menzile ulaşabilme mücadelesinin destanı.

Böylesi bir destanı ancak İbrahim’ce bir duruş, Hacer’ce bir sadâkat ve bu bilincin eğittiği ruha sahip olan İsmailler yazabilir hiç şüphesiz.

İbrahim puta tapanlara karşı bir anlık ta olsa beyin fırtınaları yaşatan hikmet ehli biriydi. Neredeyse kavratmıştı onlara; bilinçsizce bağlandıkları putlarının hiçbir işe yaramayan aciz varlıklar olduğu gerçeğini...

İbrahim, Allah(cc) düşmanlarının kendisi için yakmış oldukları azap ateşini iman ve teslimiyetiyle gülistana çevirtebilmeyi başaran bir tevekkül abidesiydi.

Öyle bir imandı ki onun imanı; İbrahim (as) Rabbini kastederek, hep “O yaratmıştır beni, O doğru yola eriştirdi, O yedirir, O içirir, hastalığımda O şifa verir, O öldürür, sonra yine O diriltir ve hesap gününde günahlarımı bağışlamasını umduğum da O’ dur” diyerek tevhidi bilincini ilan ederdi.

İbrahim olabilmek; temizleyebilmek zihinlere taht kurmuş olan put molozlarını. Düşünmeden sunabilmek en sevdiği şeyi Rabbine; O istedi diye.

Hacer olabilmek; iman ve teslimiyet penceresinden bakıldığında, adanma ruh ve ilişkisinden ayrı düşünüldüğünde eşinin akıl almaz gibi gözüken kimi talep ve uygulamaları karşısında bile; Allah(cc) adına, Rabbi istediği için istiyor ve yapıyor olduğu kabul ve bilinciyle, mahrumluklara düşmek, can yangınlarına düşmek de olsa bedeli erine, eşine sonuna kadar teslim ve destek olmak…

Ve İsmail olabilmek; canını sürebilmek can pazarına; Rabbi olan Allah (cc) istedi diye, O’nun adına ve O’nun hatırına, hiç tereddüt geçirmeden teslim olmak ve oturabilmek tevekkülün tahtına…

İmanın aşka dönüşmesi hali Allah(cc) ile yakınlaşabilmektir; dua ve yönelişimizle yanında, yakınında olduğumuzu, yörüngesinde meftunca döndüğümüzü O’na bitmez tükenmez bir duygu ve amel seli halinde sunmaya çalışmak ve O’nun da kudreti, rahmeti ve muhabbetiyle yanımızda olduğunu hissedebilmektir tüm hücrelerimizde.

İnsan eğer Allah(cc) ile paylaşmıyorsa kendisini, başka şeyler tarafından hoyratça pay edileceğini, paylaşılacağını, heder edileceğini iyi bilmelidir.

Unutulmamalıdır ki; iman ve onun doğurduğu erdem zor elde edilebilen ama kolay kaybedilen bir değerdir, tıpkı bin bir güçlükle tırmanılan sarp yamaçlardan küçük bir dalgınlık ya da gaflet haliyle, bir ayak sürçmesiyle kolaylıkla kayarak dibe vurmak hali gibi.

Bilinmelidir ki, teslimiyet, teyakkuz ve tahammül; zorluklar, fitneler, arzular, tutkular, hevesler ve vesveseler yoğunlaştığında daha bir başka anlam ve önem arz edecektir tüm insanlık için.

Hz. İbrahim, İsmail’ini annesi Hacer ile birlikte o zamanlar ıssız bir belde olan Mekke de bırakıp giderken, eşi Hacer ona “Bizi buraya bırakmanı sana Allah(cc) mı emretti ey İbrahim?” diye sormuştu da o “evet Rabbim emretti” deyince o saliha kadın “öyleyse Allah(cc) bize yeter, O bizi korur” diye derin bir tevekkül örneği sergilemişti ya..

Aradan yıllar geçtikten sonra böylesi bir annenin emzirdiği ve yetiştirdiği İsmail de insanlığı hayretlere düşüren bir tevekkül abidesi gibi ölümsüz bir şekilde dikilecektir insanlığın ufkuna. Bu olay belki de İsmaillerin yetişebilmesi için Hacer’ce iman ve tevekkül gösterebilecek annelere ne kadar çok ihtiyaç olduğunun bariz bir beyanı olsa gerek.

“Ey İbrahim” diye hitap eder Rabbi; oğlunu Rabbi istedi diye alnı üzere yatırarak kesmeye hazırlanan, kimi rivayetlerde bıçağı oğlunun boğazına çaldığı halde kesmediği, taşa çalınca taşı ikiye böldüğü anlatılan babaya, “Sen rüyana sadakat gösterdin, şüphesiz ki biz iyi (sadakatle) hareket edenleri böyle mükafatlandırırız”!...

Alemlerin Rabbi olan Allah (cc) tarafından lütufkâr bir mükâfat, her üçüne de çifte ihsan; hem teslimiyetin yükselttiği eşiz mertebelere sahip olmak, hem evladın, hem canın bağışlanması. Bunlar bile şükründen âciz kalınacak lütuflar iken, Kerim olan Mevla bir ikramda, bir anlamlı hediye de daha bulunuyor nefs ve iblis ile giriştikleri savaştan muzaffer olarak çıkan bu üç muvahhid yüreğe; ta kıyamete kadar hayırla yad edilsinler, mümin kullar bu iman ve teslimiyet tablosunu her yıl bir bayram atmosferinde yeniden hissetsinler, yüreklerinde Allah(cc)’a teslimiyet adına yeni yeni yönelişler filizlensin diye belki de…

Rivayetlere göre hediye bir kurbandır; Yüreklerinde tevhid ve teslimiyetlerinin coşkulu bayramını hisseden bu sembol aileye ve kıyamete kadar gelecek, İslam’ı kendileri için bir hayat tarzı olarak seçecek olan tüm ailelere lütfedilen coşku, mutluluk ve lezzetin iç içe yaşanmasına vesile olacak bir bayramlık kurban...

Kurban: Yaklaşmak, Allah(cc)’a yaklaşmayı, Allah(cc) ile yakınlaşmayı, Allah(cc)’ın rızası uğrunda mallarını ve canlarını feda edebileceğini, O’na teslimiyet ve şükrü benimseme ve önemsemeyi ifade eder en genel anlamıyla.

Ama ne var ki: kimi insanlar için kurban edinmek değil kurban edilmek söz konusudur bu önemli fırsat zamanlarında, çünkü; yaşanan nice kurban mevsimlerinde yüreklerinde Allah(cc) a inanma, adanma, O’na teslim olma şuurunun doğurduğu iklimi hissedemeyen ve Allah(cc) a adanmanın bir yolunu bulamayan insanlar nefsin ve iblis’in heva ve heves vitrininde sundukları nice süfli emellerin kurbanı olmaktan kurtulamayarak kendileri için çetin bir ziyana, iblis için ise coşkulu bir bayrama, bir karnavala dönüştürmektedirler bu ulvi iklimleri.

Gelelim yakın zamanımıza, ve kınalı kuzusunu bu bayrağa, bu vatana, bu dine velhasıl tüm kutsallara kurban olsun diye kınalayıp gönderen annelere...

Kim yapabilir demeyin... bakın hala bu millet şehit haberlerinde dahi vatan sağ olsun diyebiliyor ve ekliyor; geride daha bir kardeşi var gerekirse onu da kurban ederiz bu vatana...

Hacer’ce bir duruş, ismail’ce bir tevekkül ve ibrahim’ce bir sadakat...

İnşallah bu ülkede her birey bunun anlamını “Adama ve Adanma Ruhunu” tüm benliğinde hisseder...

Mübarek üç aylarımızı hayırlara vesile olacak şekilde yaşamayı İnşallah Yüce Mevla’m nasip eder...


Amin....

2009-06-24
Bu yazı  897  kere okundu

YORUMLAR

SON YAZILARI

Fincancı katırlarını ürkütmek… Adalet GİTTİKLERİ GİBİ GELDİLER… Namert dost, mert düşman... Suya atılan imza… Sıfır sorundan, Sıfır Komşuya… VİCDANİ RET BÜYÜKŞEHİR OLMAK MHP de neler oluyor? “SÖYLESEM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL…” TERÖR…

KÖŞE YAZARLARI

Elazığ Bölümü

ELAZIĞ KÜLTÜRÜ ELAZIĞ YEMEKLERİ ELAZIĞ HALK OYUNLARI ELAZIĞ TÜRKÜLERİ ELAZIĞ RESİMLERİ ESKİ ELAZIĞ RESİMLERİ

HABER YORUMLARI

Elazığda medya İŞİNİ SAĞLAM YAPANA..DEMİŞLER.. Menfaat neler Söyletmezki HELVACI AİLESİ ve ACILAR Doğru yapıyor

Anketler

Elazığ Hava Durumu

Gunluk Gazeteler