Malumunuz Hazreti Süleyman tüm hayvanlarla, cansız varlıklarla ve cinlerle de konuşabilme mucizeleri kendisine verilmiş olan Hak peygamberlerden birisidir.
Cenabı Hakkın izini ile Hayvanlarla konuşur ve eşyanın da dilinden anlardı.
Günlerden bir gün, Hazreti Süleyman, bir beldedeki tüm hayvanlara ve bitkilere seslenerek bu beldeyi terk etmelerini ve bu beldeye kocaman bir saray yaptıracağını duyurur. Tüm hayvanlar irili ufaklı bu beldeden ayrılırlar. Sadece geriye bir Kaplumbağa kalır.
Hazreti Süleyman görevlilere bu beldeyi ateşe vermelerini emreder ve belde ateşe verilir. Ateşin sönmesinden sonra beldeye gelen hazreti Süleyman yarısı yanmış halde can çekişen kaplumbağayı görünce sorar. Sen ey Kaplumbağa verdiğim emri duymadın mı neden buna riayet edip beldeyi terk etmedin? Kaplumbağa Hazreti Süleyman’ın ayaklarına doğru yavaşça ilerler ve şu sözleri söyler.``Ey Allah’ın peygamberi; ben senin emrini duydum, hatta senin buraları ateşe vereceğini de duydum. Ancak burası benim doğduğum topraklardır, ölümüm pahasına da olsa bu toprakları terk etmemeye karar verdim, şu anki vaziyetimin sebebi bundandır`` der.
Bu kıssayı ortaokul sıralarında Allah ömrüne ömür katsın çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı ve tüm öğrencilerine Vatan, Bayrak, Millet mefhumlarını gereğince vermeye çalışırdı.
İşte bu kaplumbağa gibi Necip Türk Milletinin evlatları ateşte, soğukta, açlıkta velhasıl tüm olumsuzluklar altında ülkesini terk etmemiş aksine can vermişti yurt etmek için bu toprakları...
Hani şu marşı bilirsiniz, ``İzmir’in dağlarında çiçekler açar…`` o marşta şöyle bir bölüm vardır.`İzmir in dağlarında oturdum kaldım, şehit olanları deftere yazdım` ben ne zaman bu mısralara gelinse düğümlenir boğazım ve sözün bittiği yerdir diye düşünürüm...
Daha nice kahramanlık türküsü vardır bilirsiniz, her biri yaşanmış bir sevgidir hem de karşılıksız...
Mehmet Akif, İstiklal Marşımızı yazdığında; Allah bir daha bu Millete İstiklal Marşını yazdırmasın diye dua etmişlerdi. Çünkü çok evlerde, ocaklarda ağıtlar yakılmış, çok gelinin boynu bükük kalmış, çok yavrular babasız kalmışlardı.
Neden ve niçin diye kimse sorgulamamıştı...
Vatan sağ olsun denilmişti, gözyaşlarının yerine gurur ışıkları yansırdı insanların gözünde...
Bugünde öyle değimli...
Daha bu yazıyı yazarken yedi şehidimizin ailesinin duyguları televizyonlarda veriliyor ve ailelerden gelen tek temenni gençlerin ölmemesi için...
Ama ne tesadüftür ki mayınlı bir hafta konuşulurken mayın patlıyor ve bunu şehidimizin akrabalarından birisi şöyle dile getiriyor..
Yetkililere söyleyin mayınları askerimize, bizlere yöneltmesinler...
Gündem de; bazılarına göre komplo teorisi, bazılarına göre al gülüm ver gülüm devri yaşanıyor ve Millet artık her şeyin farkında...
Hani siyasette `bir bilen!!` diye nam salmış siyasetçimiz vardı ve her şeyi o bilir, o karar verirdi. O devir çok geride kaldı çünkü artık `çok bilen, çok gören ve çok iyi teşhis koyan` bir toplum var...
Beyler silkelenin ve kendinize gelin!...
Bu Millet her zaman vatan sağ olsun demesini bilir, lakin sizde bu vatana kurban olmak için bir şeyler yapın...
Milletin başı sağ olsun, şehitlerimize rahmet diliyorum demekle geçiştirmek artık mümkün değildir.
Herkes haddini de yerini de bilecek...
Evet, biz kurban oluruz kaplumbağa gibi ama kurban edilmesi gerekenleri de biliriz....