Son küresel krizin boyutlarını ekonomiden sorumlu bakanlar gibi ülke genelinde ele almanın yanında birde il bazında ele almakta fayda görüyorum. Çünkü bazı iller var ki gerek üretim sahaları, gerekse komşu ülkelerin mevcut durumu dolayısıyla istihdam konusunda farklılık göstermektedir. Örneğin Mardin ilimizi ele alırsak kuzey ırakla olan sınır münasebeti nedeniyle bayağı bir girdisi olmaktadır. Bu şehirde yaşayan vatandaşların alım gücüyle de bellidir.
Bunun yanında Bursa, Kocaeli, İzmir gibi sanayimize yön veren büyük şehirlerde, otomotiv sektörü, tekstil yada ülke ekonomisine direk yansıması olan sektörlerde bir daralma söz konusu. Haliyle bu daralmanın etkisinden kurtulmak isteyen işverenler ise en kolay yolu tercih ederek işçi çıkartmaya yöneliyorlar. Bunun yanında harita gibi arkası imzalanan senetler, çeklerde cabası...
Bu durumun tahlilini Elazığ için yapmaya çalışırsak belki sayfalar yetmez ama kısaca belirgin olan durumları izaha çalışalım.
Öncelikle gazi caddesindeki boş dükkanları bir sayalım. Bu boş dükkanlar acaba şehrin farklı bölgelerinde oluşturulan yeni cazibe merkezlerinden dolayımı oldu diye düşünüyorum! Ama maalesef ne yerel yönetimlerde nede hükümetin saygıdeğer Elazığlı! Vekillerinde böyle bir yapılanma, gayretkeşlik göremiyorum. O zaman gazi caddesindeki dükkanlar neden boş? Sorusunun cevabı kısaca alışveriş olmayan dükkanı neyleyim oluyor. Yine bir şehrin iş, istihdam ve ekonomisinde en belirgin yeri olan sanayi sitesine bakıyorum ama bakmaya yürek dayanmıyor.
Sahi bu ekonomistler bir şey bilmiyor mu?
O kadar akademisyen, ekonomist, ticaret erbabı boşuna mı yaygara kopartıyor?
Hükümetin elindeki sihirli değnek ne ola ki?
Sanırım önce eşeği kaybettirip sonra bulduracaklar ve millete bakın işte biz yaparız, sizi sıkıntıya koymayız mı dedirtecekler. Eh nede olsa İMF ile anlaşma da yapıldı bu düşüncemizde zandan çıktı böylece...
Yoksa hükümet kamuoyundaki itibarını! Nasıl kurtaracak? Seçimlerde yaklaştı bizim insanımızda hemen algılar krizin bittiğini ve oylar; krizleri bitiren partiye...
Nerde kalmıştık? Evet, mevzubahis Elazığ idi. Devam edelim.
Kahve köşelerinde okey taşı dizen bir gençlik, hiç alışık olmadığımız soygun ve gasp haberleri, hırsızlıkta cabası...
Sahi Elazığ güllük gülistanlık mı? Yoksa ben mi yaygarayı basıyorum.
Tanıdık esnafa, memura, sanatkarlara soruyorum, hani ola ki ben suizanda bulunmuş olmayayım diye ama onlar benden daha çok bağırıyorlar, sitem ediyorlar. Hatta üç-beş zengini daha zengin ettikleri için vekillere veryansın ediyorlar ki sormayın gitsin...
Ama duymaz, görmez, izana gelmez bir anlayış var maalesef...
Bir dost diyor ki daha dur insanlar bazı değerlerini yitirmedi; ama az kaldı...
İşte büyük şehirlerdeki durumlar, hiç pahasına yıkılan yuvalar, heba olan gençlikler, daha bir sürü vaka.
Aslında yazacak çok şey var ama almış olduğum devletime, milletime karşı sorumluluk bilinci ve şuuru bu kadar vahim bir tablo çizmeyi engellemektedir.
Umarım ki bizi yönetenlerde aynı şuur ve bilince sahip olmayı akıllarına getirirler ve değerlerine sahip çıkarlar. Zamanında Türk Milletine el açanlara, kapısında hazır olda bekleyenlere; bu Millet muhtaç olmaz.
Milli Devlet şuuruna sahip bir yönetim anlayışı için aktif ve duyarlı olan bireylerin yetişmesi tek temennimizdir...
Görüşmek dileğiyle....