Bilemem dikkat ettiniz mi, son zamanlarda ekmeklerin çapı da küpü de hayli değişti. İrileşti ekmekler, büyüdü. Gramajında değil ha! Yine 300 gram. Ama boyutu... Hani şöyle 500 hatta 750 gramlık gibi görünüyor insanın gözüne. Hamura katılan katkı maddeleri o denli çok ki... Görüntüsü, şekli şimali hoş da içini boşalttılar ekmeğin! Boş olsa iyi, kabuğunun içerisinde bir parça karın doyuracak kısmı var o da hamur. Evet, evet resmen hamur... Hilenin, aldatmanın böylesine ancak şapka çıkartılır. Gerçi hile ekmeğe kadar inmişse o diyarı terk etmek gerekir de nereye?
Hile, desise, aldatma, üçkâğıtçılık, kandırma... Sindi ruhumuza, hem de adamakıllı sindi. Öyle gizli gizli de değil, aleni ve açık; gözlerimizin içine baka baka. Yalnız kesemizi değil; görünen ve görünmeyen bütün dünyamızı esir aldı
Yazıklar olsun diyeceğim de kime diyeyim onu kestiremiyorum. Yapanlara mı? Yaptıranlara mı? Yapılmasına göz yumanlara mı? Yoksa bile göre lades diyenlere mi? Kısacası yedirenlere mi, yiyenlere mi?
Mart ayının sonlarıydı. Kütüphaneler Haftası münasebeti ile Sivrice ye gitmiştik. Şehrin ortasındaki koca lise binası iş makinelerinin yardımı ile yıkılmaya çalışılıyordu. Dev bina, 24 derslik üstelik yanı başında 8 dairelik lojmanı da var. Niye yıkılıyor dersiniz? Sivrice de meydana gelen 5,4 şiddetindeki depremde çok büyük hasar görmüşte onun için. Ha yıkıldı ha yıkılacak olmuş. Lise binası, 20 yıllık bina. Şöyle durup en sağlam olması gereken kolonlarının yıkılışını seyrettim. Kullanılan inşaat demirine baktım. Hani demir demeye bin şahit lazım kalın tel kullanılmış adeta. Ya çıkan toz bulutu. Adamlar anlaşılan çimento tasarrufunun yanı sıra sudan da tasarruf yapmak için azami gayret göstermişler(!). Hangi müteahhit yapmış bu binayı? Kimmiş bu binanın kontrolleri? Binayı teslim alma tutanağının altında hangi inşaat mühendislerinin imzaları var? Hangi kişi ve kurum onaylayıp eğitim ve öğretime uygun demiş. Haydi! Bütün bu zevat kanundan çekinmedi, kuldan da utanmadı diyelim, Allah tan da mı korkmadılar. Bu nasıl vicdandır ki tüyü bitmemiş yetimin hakkını göz göre göre gasp ederler veya birilerine bilmem ne karşılığı peşkeş çekerler. Bu zevat bu üç günlük dünyada haramla doldurdukları karınlarının hesabını nasıl verecekler? Haram lokma ile besledikleri evlatları yarın yakalarına yapışırsa ne diyecekler? Ya 5.4 şiddetinin biraz üzerinde ve eğitim öğretim yapıldığı bir esnada deprem olsa idi... Gerçi olanlar için ne yapıldı diyeceksiniz. Alo, burası Türkiye!
Bir acayip toplum olup çıktık vesselam. Hak hukuk tanımayan, helal haram bilmeyen... Yapanın yanına kar kalan... Herhalde en önemlisi de bu. Yapanın yanına kar kalması. Bilinerek ve istenerek işlenen bir suçun affı olamaz, zaman aşımı olamaz. Olmamalıdır. Ben her zaman ifade ettim yine söylüyorum; yaptırımı olmayan bir toplumun sürükleneceği tek yer uçurumdur. Kurunun yanında yaş da yanacak elbet. Suça göz yummak, suçluyu affetmek en az suç işlemek kadar mesuliyet gerektirir.
Abdullahpaşa Mahallesi nden şehre geliyorum. Malatya- Elazığ karayolunun Elazığ girişi gerçekten çok güzel düzenlenmiş. Yol gidişli gelişli. Asfalt kaymak gibi; yolun sadece sağı solu değil; ortası dahi ağaçlandırılmış, çimlendirilmiş, çiçeklendirilmiş. Elazığ Belediyesi yolun sağında ve solunda çocuklar için çocuk oyun alanları, büyükler için yürüyüş parkurları yaptırmış. İnsana bir büyük ve modern şehre giriyor havası veriyor bu görüntü. Ancak yol boyu sayamadım da onlarca heykel... Heykel dedim de çoğu yamru yumru, eciş bücüş birtakım beton ve demir yığınları... Gerçi aralarında göze hitap eden, gönlü okşayan; tarihi ve geçmişimizi, kültür değerlerimizi çağrıştıranlar yok değil; ancak büyük bir kısmı için yorum yapmaya hiç mi hiç ihtiyaç yok. Şehrin muhtelif yerlerine benzerlerinden yüzlercesinin serpiştirildiği bu heykelciklerden kimlere nasıl bir rant kapısı aralanmış bilememeyiz. Ancak, heykelden anlamasak da sanat eseri ile döküntü arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar da kör değiliz.
Bakın şişme ekmek bizi nerelere götürdü?
Ya, işte! Ekmeğin hamurlusunu yiyince ayakları gibi kafası da yerinde duramıyor insanın.
Önce tüyü bitmemiş yetimin hakkını afiyetlenenlere rahmet okuduk(!)
Oradan da şişirme heykellere uzandık.
Sonuçta gidip gidip geliyoruz işte!
Daire fasit. Aldatan aldatana, götüren götürene...
Dedik ya, burası Türkiye!
Allah, akıbetimizi hayreyliye!