Analar evlat yetiþtirir; öpmek, koklamak için. Analar evlat yetiþtirir; “Bak! Bu, benim evladým” demek övünmek, güvenmek için. Analar evlat yetiþtirir mürüvvetini görmek, yavrusunun yavrusunu dizine yatýrýp okþamak için ve analar evlat yetiþtirir neslini devam ettirmek için. Ancak, yeryuvarlaðýnda bir ülke var ki burada analar evlatlarýnýn ne mürüvvetini görürler ne de geleceklerini. Evlatlarý yerine taþ basarlar yüreklerine. Sevmek, okþamak bir yana hasret giderler yüzlerine, ölümlerinde bile aðlayamazlar doya doya. Ýþte bu ülke, yüzyýllarýn acýlarý ile kavrulu Doðu Türkistan’dýr. Türklerin anavataný. Yeryüzü yuvarlaðýnda varlýklarýný devam ettiren 250 milyon Türk’ün anavataný.
1876 yýlýndan günümüze uzayan zaman diliminde vahþetin en þiddetlisine, insanlýk dýþý uygulamalarýn en korkuncuna iþkencenin en katmerlisine muhatap olan Doðu Türkistan’da Cuma namazýnýn dahi yasaklandýðý bugünlerde yine vahþet, yine gözyaþý var. Yine kan damlýyor karanfillerin üzerlerine. Yine kan damlýyor öz vatanlarýnda vatansýzlýðýn en acýmazýný yaþayanlarýn talan olmuþ, viran olmuþ gül bahçelerine. Ve susuyor dünya; kör gözleri, saðýr kulaklarý, lal dilleri ve taþlaþmýþ kalpleri ile Bosna’da, Çeçenistan’da, Filistin’de sustuðunun katmerlisi ile. Susuyor ve seyrediyor. Çin’in Uygur Türkleri üzerindeki baskýsýnýn ve zulmünün ne ilkidir ne de sonuncusu olacaktýr.
Doðu Türkistan dramý anlamak için son elli altmýþ yýlda olanlara bakmak dahi yeterlidir. 13 Ekim 1949 da Doðu Türkistan ýn yeniden iþgal edildi toplu katliamlar sonucunda milyonlarca insaný öldürüldü. 1953 yýlýnda Türkistan cellâdý olarak bilinen Vang Cin Devrim aleyhtarý unsurlarý yok etmek sloganý ile iki yüz elli binden fazla aydýn ve din adamý tutuklayarak çeþitli iþkencelerle öldürdü. 1960’lý yýllarda “Proletarya Devrimi(!)” adý altýnda bir milyon Müslüman acýmasýzca katledildi. Sonra aralýklarla devam etti bu katliam. Bugün Urumçi’de, Kaþgar’da baltalarla, uçlarý çivili sopalarla atýlan vahþi çýðlýklarla katledilen masum Doðu Türkistan’ýn Müslüman–Türk halkýnýn dramý “insanlar”ýn çoðunlukta olduðu ve yaþadýðý bir dünyaya ulaþýlana kadar da devam edeceðe benziyor.
Peki, nedir son yýllarda uyguladýðý ekonomik politikalarla, dünyanýn önemli ekonomik güçlerinden biri haline gelmeyi baþaran, yaklaþýk 1,3 milyar nüfusuyla dünyanýn en kalabalýk ülkesi olan Çin’in Doðu Türkistan’dan isteði? Nedendir Çin’in bu ezeli kini, bu düþmanlýðý? Çin’in bu tarihi, sosyolojik, psikolojik, jeopolitik düþmanlýðýnýn temelinde yatan nedir? Çin Seddi kadar uzun, Çin Seddi kadar eski olan bu kinin, bu kan emiciliðin altýnda yatan sebepler nelerdir? Ýþte bütün bu sorulara saðlýklý bir cevap verebilmemiz için Doðu Türkistan’ý ve burada yaþayan Müslüman Uygur halkýný; tarihin derinliklerine inerek tanýmamýz, bilmemiz gerekir.
Doðu Türkistan; batýsýnda Hazar Denizi, doðusunda Altay ve Altýn Daðlarý; güneyinde Horasan, Karakurum Daðlarý, kuzeyinde Ural Daðlarý ve Sibirya ile çevrili Büyük Türkistan’ýn doðu bölümüne verilen addýr. Asya kýtasýnýn tam ortasýnda bulunan Doðu Türkistan’ýn Güneyde Pakistan, Hindistan, Keþmir ve Tibet, güneybatý ve batýda Afganistan1,82 milyon km2 alana sahip bu yurt, 250 milyon Türk’ün ana vatanýdýr ve kutsalýdýr. ve Batý Türkistan, kuzeyde Sibirya, doðu ve kuzeydoðuda Çin ve Moðolistan ile sýnýrlýdýr.
Tarihte varlýklarý ile övündüðümüz bilinen ilk Büyük Türk devleti olan Büyük Hun Ýmparatorluðu bu topraklarda kurulmuþ ve varlýðýný sürdürmüþtür. Göktürk Devletine, Uygur Devletine, Karluk Devletine ve Karahanlýlar’a vatan olan medeniyetin beþiði bu Türk yurdunun- Doðu Türkistan’ýn- topraklarý üzerindeki Çin emelleri hiçbir zaman son bulmamýþtýr. 571 yýlýnda gerçekleþtirilen Talas Meydan Savaþý’ndan sonra uzun yýllar Doðu Türkistan’dan uzakta kalan Çinliler 18. yüzyýl sonlarýnda yeniden Doðu Türkistan’a saldýrýlarýný yoðunlaþtýrmýþlardýr. 1876 yýlýnda doðu Türkistan’a yapýlan büyük saldýrý sonucu binlerce Türk öldürülmüþ ve Çinliler Doðu Türkistan’a Sin Ciang (yeni toprak) bize de Sincan olarak kabul ettirdikleri ismi vermiþlerdir.
Geçtiðimiz yüzyýlýn baþlarýnda özellikle de Osmanlý Ýmparatorluðu’nun zayýflamasýn fýrsat bilen Rusya ve Çin, Büyük Türkistan’ý kendi aralarýnda pay etmiþlerdir. Doðu Türkistan’a Çin; Batý Türkistan’a da Ruslar hâkim olmuþlar. Batý Türkistan’ýn bir bölümünde de bugün Amerika’nýn iþgaline maruz kalan Afganistan devleti kurulmuþtur.
Komünist diktatörlüðün hüküm sürdüðü Rusya ve Çin; ayný çýnarýn dallarý olan Kazak Türklerini, Kýrgýz Türklerini, Azeri Türklerini, Özbek Türklerini, Türkmenleri, Uygurlarý ve daha onlarca Türk boyunu biri birlerinden koparmak ve asimile etmek için bütün imkânlarýný seferber etmiþlerdir. Dil birliði engellenmiþ, dini duygularý zayýflatýlmýþ, kültür parçalanmalarý teþvik edilmiþ, aile yapýsý üzerinde sistematik bir biçimde oynanmýþ ve bütün bunlarda da kýsmen baþarý elde edilmiþtir.
Doðu Türkistan’da yaþayan Müslüman Uygur Türkü her türlü iþkenceye, insanlýk suçu soykýrýma tabi tutulmuþtur. Türk kýzlarý Çinlilerle evlenmeye zorlanmýþ, tecavüz sýradanlaþtýrýlmýþ, Türk kadýnlarý kýsýrlaþtýrýlmýþ direneler kirletilmiþ ve öldürülmüþlerdir. Çocuklar ailelerinden zorla kopartýlmýþ ve satýlmýþtýr. Hasta kiþilere gerekli saðlýk yardýmý yapýlmayýp ölmesi beklenmiþtir. Büyük bir kültür ve dil emperyalizmi uygulanmýþ, camiler kapatýlmýþ, ibadetler yasaklanmýþtýr. Türk’ün anayurdu olan Doðu Türkistan’a Çin’den çok sayýda insan her türlü vaatlerle, güvence ve imkânlarla getirilmiþ ve Türk’ün bu kutsal topraklarýna yerleþtirilmiþtir. Uygur Türkü’nün mallarýna el konulmuþ, Haksýzlýða uðrayan uðradýðý haksýzlýk nedeni ile þikâyette bulunanlar cezalandýrýlmýþtýr.
Uygur Türkünün kültürüne ait geçmiþten gelen ne varsa saray, cami, kýþla… Tahrip edilmiþ yerine Çin kültürünü temsil eden binalar inþa edilmiþtir. Uygur Türk’ünün yerel giysiler yasaklanmýþ Çinliler gibi giyilmeye, saçlarýný dahi Çinliler gibi kestirmeye zorlanmýþtýr. Her hangi bir konu da Çin yönetimine karþý gelenler her türlü iþkenceye tabii tutulmuþ, sürgün edilmiþ veya hunharca katledilmiþtir. Bütün bunlar günümüzde hür dünyanýn(!) insan haklarý havarilerinin(!) gözleri önünde cereyan etmiþtir ve etmektedir.
Bakýn Japonya da yayýnlanan Mainichi Daily News gazetesi bu aðýr baskýyý 29 Haziran 2000 tarihli sayýsýnda nasýl aktarmaktadýr: (Doðu Türkistan da) Çin in denetimi gün geçtikçe artmakta ve daha da dayanýlmaz bir hal almaktadýr Ýletiþim sýnýrlý ve polis denetiminde yapýlabiliyor. Çok az köyde telefon var ve bu hatlarýn hepsi dinleniyor. Bir kiþi sadece boþ bir þüphe üzerine yýllar boyunca tutuklu kalabiliyor. Müslümanlar keyfi olarak tutuklanýp çalýþma kamplarýna gönderilmekte, asýlsýz suçlamalarla idam edilmekte, zaman zaman da toplu olarak katledilmektedirler. Bunun yaný sýra, namazlarýný gizli kýlmak zorunda kalmakta, oruç tutmalarýna izin verilmemekte, dini eðitim almalarý engellenmektedir. Müslüman nüfusun sayýsýnýn artmasýný engellemek için uygulanan metod ise insanlýk dýþýdýr: kadýnlara zorla kürtaj yapýlmakta, birden fazla çocuða sahip olanlarýn çocuklarý ellerinden alýnmaktadýr. Tüm bu zulüm ve iþkencelere karþý Doðu Türkistan halkýnýn, haklarýný savunma veya kendilerini koruma imkâný yoktur. Ancak dünyanýn dört bir yanýndaki Müslümanlar, ihtiyaç içindeki bu savunmasýz insanlara birçok þekilde yardýmda bulunabilirler. Doðu Türkistan halkýnýn yaþadýðý zulmü dünya kamuoyunun ve uluslararasý kuruluþlarýn dikkatine sunacak her türlü giriþim, bu konuda yapýlacak en ufak bir katký bile önemli bir hizmet olacaktýr.”
1960’lý yýllarda 40 milyon olan Uygur Türkü’nün nüfusu bugün itibari ile 10 milyon kadardýr. Bu rakam dahi dünyanýn bu bölgesinde iþlenen cinayetlerin ve insanlýk suçu soykýrýmýn ne korkunç boyutta olduðunun göstermek için yeterlidir.
Þimdi tekrar sorduðumuz soruya dönelim nedir Çin’in Doðu Türkistan’dan isteði? Nedir bu kadar zulmün ve insanlýk dýþý uygulamalarýn altýnda yatan gerçek? Cevabý yine Çinliler versin isterseniz. Bakýn ne diyor 17. yüzyýlda yaþayan Çinli tarihçi Cang Fu Zi: "Barbarlarýn ülkesini fethetmek haksýzlýk deðildir. Barbarlarýn katledilmesi insanlýk dýþý bir tutum kabul edilmez, barbarlarýn aldatýlmasý namussuzluk olarak telakki edilemez." Bunu söyleyen Çin’in bilim adamý, gerisini varýn siz hesap edin.
Ey akýl! Ey izan! Ey vicdan! Ey insan nerdeyseniz cevap verin:
Kim mazlum, kim canavar?
Kim namuslu, kim namussuz?
Kim barbar, kim insan?
Elbette þikâyet etmek yeterli deðil. Gözü dönmüþ, insanlýk deðerlerini unutmuþ bu insan kýlýklý sürülere dur demeli “insan”lar.
Dur demeli öncelikle damarlarýnda ayný kaný taþýyanlar. Yani 250 milyonluk Türk dünyasý.
Dur demeli bu vahþete iki milyara yaklaþan nüfusuyla Müslüman dünyasý; dur demeli dindaþýna uygulanan bu vahþete.
Ve dur demeli bu soykýrýma, bu insanlýk adýna utanç verici gidiþata Çin’deki saðduyu sahibi insanlarla birlikte bütün dünya!
Þu, hiçbir zaman akýldan çýkarmamalýdýr; “ daraðacýnýn altýnda gül bitmez”; zalimin zulmü, hesabý, kitabý varsa mazlumun da Allah’ý vardýr. Kimsenin yaptýðý yanýna kâr kalmayacaktýr. Bu dünya çok Firavun, çok Nemrut tanýdý.