Elazığ Haber
Şuan Sitemizde 73 kişi var

TÜRK’ÜN GÖNÜL COĞRAFYASININ SESİ

Hadi ÖNAL
Yazara Ait Tüm Yazılar
TÜRK’ÜN GÖNÜL COĞRAFYASININ SESİ

ULUSLAR ARASI HAZAR ŞİİR AKŞAMLARI’NIN ARDINDAN

Sözün, şeklin, rengin, dokunun, desenin güzelliklerini içmenin hazzını damar damar derinliklerinde hisseden Hazar’ın serin suları, “şafak dokuyan yüreklerin sesleri” ile yeniden dalgalandı.

Türk dünyasının bu büyük toyuna- Uluslar Arası Hazar Şiir Akşamları’na- 17. defa ev sahipliği yapmak ne büyük bir mutluluktu onun için. Aynı dili konuşan, ortak tarihin, ortak kültürün, ortak kökün mensubu insanlar gelmişti çağrısına uzak-yakın diyarlardan. Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan, Türkmenistan’dan, Azerbaycan’dan, Özbekistan’dan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, Kerkük’ten, Kaberdey Balkarya Cumhuriyeti’nden, Tataristan’dan, Kırım’dan, Gagavuzya’dan, Makedonya’dan, Gümülcine’den… Türkiye’den ve Türkiye’nin dört bir bucağından ona koşmuşlardı gönül gözlü, gül yüzlü insanlar. Ayrıca misafirleri vardı Hazar’ın Moğolistan’dan, İran’dan, Pakistan’dan…

Yedi iklim yetmiş renk, 250 milyon nüfuslu Türk dünyasının kalbi şimdi derinliklerinde atıyordu ve Türk dünyasının bu muhreşem birlikteliğine şahadet eden kalbin sesi yankılanıyordu sularında. Ne büyük bahtiyarlıktı. Ne yüce bir duyguydu. Şükretti Allah’ına binlerce defa Hazar.

Selam getirmişlerdi Hazar’a “fikir ve çile birliği kökünde yekpareleştiğimiz” canlar. Selam getirmişlerdi düşlerdeki sevdalara, yüreklerdeki özlemlere mısraları ile can verenler. Heybelerinde dilde birlik, işte birlik, güçte birlik tohumları vardı. Onlar, Dede Korkut’tan Ahmet Yesevi’ye; Şehriyar’dan, Cengiz Aytmatov’a, Fuzuli’den Bahtiyar Vahapzade’ye uzanan gönül bahçelerinden Yunusların, Mevlana’ların, Hacı Bektaş-ı Velilerin, Yahya Kemallerin, Arif Nihat Asyaların, Necip Fazılların çiçek bahçesi Anadolu’yu selamlamaya gelmişlerdi. Onlar, umutta birleşmeye, sevinçlerini paylaşmaya; kederlerini bölüşmeye, hasret gidermeye, kucaklaşmaya gelmişlerdi. Onlar; güzelliğe, iyiliğe, dostluğa, kardeşliğe susayan günümüz dünyasının insanlarına Hazarların serin sularında boy veren güzellikleri sunmaya gelmişlerdi.

Hazar’ın bu büyük bayramına gelenlerin selamlarında yürek vardı, aşk vardı, sevda vardı. Selamlarında dil vardı, kültür vardı, tarih vardı, coğrafya vardı. Selamları; Işık Gölle Büyük Hazar’ın arasında kalan Orta Asya dağlarındaki güller gibi kokuyordu. “Sevda sınavından teşekkür alan” bu gönül erenleri “kelamın en zarifi, edebin en kâmili, siyasetin en ferasetlisi ve edebiyatın en muhtevalısı” ile “Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime.”, diyorlardı. “Yüzleri sulara şavkıyan” ,“sözle sema yapan” bu gönül erenlerinin gözlerinde “Belek Gazi’nin rüyası” ile “bin hasretin tutuşturduğu senelerin” özlemi vardı. “Gök’ten inen bir yıldızın Yer’de adının gül olduğu” ve “Uyan şehzadem uyan, sefer vaktidir” dediği bir kutsal zaman diliminin hazzı vardı. “Birbirimize yakın olalım” diyenlerle “Ellerini ufuklara uzatan” “ayakta dimdik duran ileriye bakan, kambur olmayan” bu sevda elçilerinin “küçük şiirlerinde büyük manalar gizliydi.” Onlar,“toprağa dökülen yağmur tanelerinin tomurcuğu sarsıp silkelediği gibi” silkelediler Hazar’ı.

Bu sarsıntı ile ürperdi Hazar. Bu ürperişlerle “coşkun nehirler gibi çağladı içten içe” kıyılarına çarpan dalgalarla somutlaştırdı duygularını. Sonra bu duygu yoğunluğu ile “ağladı hıçkıra hıçkıra” ve daldı gitti nazar boncuklu gözleri yıllar öncesine. “Aç koynunu uzaktan gelmişim çok yaslıyım / İli yurdu çalınmış bir garip Kafkaslıyım / Dolaşıp Türkistan’ı, İran’ı adım adım / Kalbimi okşayacak bir belde bulamadım.” diyerek kendisinden koynunu açmasını onu sarıp sarmalamasını isteyen Türklük sevgisi ve vatan hasretinin yoğurup şekillendirdiği Azerbaycanlı şair Almas Yıldırım’ı düşündü. Takvim yapraklarının 1930’u gösterdiği o hüzün dolu yıllarda ne de çok ağlamıştı Almas’ıyla birlikte. O zamanlar hüzün yüklüydü kıyıları ile paylaştığı gözyaşları. O günkü gözyaşlarında hasret vardı, acı vardı, özlem vardı. O gün, “Söyle bana usta, kan acıtır mı kapanmamış yarayı ve biter mi yolculuğu acının.” ,demişti kendi lisanıyla. Evet, kan acıtmazdı kapanmamış yarayı ama acının yolculuğu nihayetlenmişti işte. Hazar, “Sabır kalptedir/ dil onun kilidi” demiş ve beklemişti bıkmadan, usanmadan. Aradan geçen bu kadar yıldan sonra... Almas’ının kıyısına oturup da kendisi ile paylaştığı rüyanın gerçekleştiğini görüyordu. “Suların kırıldığı” bir zaman dilimindeydi şimdi. “Güneş ısıt beni, ısıt n’olur kar /yağmur ısıt beni, ısıt dolular” diye yalvardığı geceler uzakta kalmıştı. Evet, yine ağlıyordu Hazar. Ne var ki bu defa kıyılarına akıttığı gözyaşlarında keder yoktu, hasret yoktu, acı yoktu, elem yoktu. Bunlar sevinç gözyaşlarıydı. Bu gözyaşlarında umut vardı, gelecek vardı. Bu gözyaşlarında birlik vardı, dirlik vardı, dirilik vardı yarına yarınlara. Daha sıcak, daha sevecen, daha güzel bir dünyanın özlemi vardı. “Bitmeyen bir şarkı olsam kulaklarda” diye geçirdi içinden sonra da “ Rabbe sığınan dualar eşliğinde” şükretmek için Süleymaniye’nin kapısını araladı usulca. Ağır ağır gezinirken bu ulu mabette: “Hür minareyle ezan olmazsa gök kubbe çöker”, dedi bütün kalbiyle. Sonra döndü “ılık ılık esen rüzgârın nağmesinde” daha bir şevkle daha bir heyecanla: “Geceyi süsleyen yıldızlar gibi, geleceğe meş’ale yakmanın” sevincini yaşadı misafirleriyle birlikte. “Gökçe bir ağacın güneşe düşürdüğü ihsanın ve lütfun müstesna gölgesinde”, “anla gör halimi gönül gözlü yar” diyerek “Türklüğün zirvesinin, dağının geçilemeyeceğini” haykırdı, “düşmenden bac alan, eğilmez diliyle.” “Anka kuşları gibi kanatlanan” Hazar, “gölgelerle beraber”: “Göğsümde çarpan çiçek mi yoksa ne?”, diyerek “yüreğini sevgi ile sarıp ısıtan” gül yüzlü gönül gözlü şairlere ve toyuna katılan misafirlerine: “Türk dünyasına selam olsun, can Hazar’a hoş geldiniz” dedi ve teşekkür etti.

Yalnız şairler mi gelmişti Türk’ün bu muhteşem kurultayına? Hayır! Fikir ve gönül dünyasında bayraklaşan Türk dilinin, Türk edebiyatının ve Türk kültürünün gönül erleri de davetine gelmişlerdi sağ olsunlar.

Anadolu dergâhının görünmeyen kahramanları dergiler ve o dergilerin yetkilileri de gelmişti Anadolu’nun dört bir yanından. Türk Edebiyatı, Yüzakı, Temrin, Berceste, Kardeş Kalemler, Bizim Külliye, Kümbet, Yenises, Kümbetaltı, Edebiyat Ortamı… Şiirin Sultanları resim sergisini sunmak üzere gelen gönül ereni Prof. Dr. İskender Pala ayrı bir renk, ayrı bir desen katmıştı onun bu büyük toyuna. Biri vardı ki bunların içerisinde onun yeri de konumu da farklıydı. Hazar, Türkiye ile diğer Türk ülkeleri arasında kültür köprüleri kurarak dostluk ve kardeşlik bağlarını güçlendirdiği için davet etmişti onu. Onu, ömrü boyunca Türk tarihine, Türk diline, Türk edebiyatına, Türk müziğine; kısacası Türk kültürüne hizmet ettiğini için davet etmişti. Onu, Türk dünyasını konu olan eğitim, kültür ve dil birliği alanlarında önemli çalışmalar yaptığı için davet etmişti. Bütün bu yaptıklarından dolayı da Hazar, onu 2008 yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülü ile ödüllendirmişti. Kim miydi bu can: Prof. Dr. Turan Yazgan’dı elbette.

Hazar, davetine koşan sesin ve sözün mimarları kadar yüreklerini ortaya koyarak böylesine büyük bir şölenin 17. sini hazırlayanlara, gerçekleştirenlere; bin yılların hayalini hakikat yaparak gözlerine yaşatanlara ne kadar teşekkür etse azdı. “Gönlümün Şeyda vaktidir/ Dostlara veda vaktidir” diyerek dalgalar ile uğurlarken sevenlerini, gönüllerin Hazarlaştığını görüyor ve: “Su gibi çıplak, Od gibi sıcak, Toprak gibi yakın olmanın” derin hazzı içinde, “Nemiz var gönlümüzden gayrı şuracıkta” diyordu.

Mutluydu Hazar, umutluydu gelecekten. Türk dünyasını ortak dilde, ortak kültürde buluşturmak, Türk coğrafyasına mensup ülkeler arasında duygu ve gönül köprüleri kurarak dostluk bağlarını kuvvetlendirmek, sosyal, kültürel ve iktisadi alanlarda yeni açılımlara zemin hazırlamak gibi büyük bir rüyanın gerçekleştiğine şahit olmak mutlulukların en güzeliydi onun için. Hazar, “Karanlığa mahkûmdur gökte sensiz, sitare” demenin coşkusu içerisinde ve “Son Peygamberin kılavuzluğunda” yeniden şahlanmak için “ayağa kalkıyordu.”
2009-07-07
Bu yazı  888  kere okundu

YORUMLAR

SON YAZILARI

ELAZIĞ- BAKÜ KÜLTÜR VE SANAT BULUŞMASI GÜZEL İLÇEMİZ SİVRİCE’DE BİR GÜZELLİĞE DAHA İMZA ATILDI. MANAS ŞİİR VE MUSİKİ GÜNLERİ VE DR. ALİ ÖZTÜRK MANAS ŞİİR VE MUSİKİ GÜNLERİ VE DR. ALİ ÖZTÜRK KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ ve PROF.DR. AHMET BURAN ELAZIĞ’DA YER YANDI GÖK AĞLADI İKİ CANINA İKİ ŞEHİDİNE; ANCAK… BAŞKENT’TE ELAZIĞ TANITIM GÜNLERİ 19. ULUSLAR ARASI HAZAR ŞİİR AKŞAMLARI ZİYA ÇARSANCAKLI’YA SAYGI GECESİ KADİR GECESİ

KÖŞE YAZARLARI

Elazığ Bölümü

ELAZIĞ KÜLTÜRÜ ELAZIĞ YEMEKLERİ ELAZIĞ HALK OYUNLARI ELAZIĞ TÜRKÜLERİ ELAZIĞ RESİMLERİ ESKİ ELAZIĞ RESİMLERİ

HABER YORUMLARI

Elazığda medya İŞİNİ SAĞLAM YAPANA..DEMİŞLER.. Menfaat neler Söyletmezki HELVACI AİLESİ ve ACILAR Doğru yapıyor

Anketler

Elazığ Hava Durumu

Gunluk Gazeteler