ANNE BABA OLMAK
Şol gökleri kaldıranın
Donatarak dolduranın
Ol deyince olduranın
Doksandokuz adı ile…
Değerli Elazığ Haber okuyucuları;
Sayın Yrd. Doç. Dr. Nurhat HALİSDEMİR hocama beni sizlerle buluşturduğu için kendilerine saygılarımı ve minnet duygularımı ileterek başlamak isterim. İlk konuyu da çocuklarınızı düşünmenizi sağlamaya çalışmakla başlamak istedim.
Mutluluğun izlerine kimi zaman bir bebeğin gülüşünde rastlarız, kimi zaman zorlu bir sınavın sonunda yaptığımız kısacık ama huzur dolu yürüyüşte, bazen de çocuklarımızın başarısında. Bazen de dünyayı verseler yüzümüz gülmez. Altınlar saçsalar beş para etmez.
İnsanoğlu dünyaya gelirken mutlu olma eğilimiyle gelir. Yapılan bir araştırmaya göre anne sütüyle beslenen bebeklerde mutluluk veren östrojen hormonunun daha fazla salgılandığı görülmüştür. Bu hormonu sıklıkla salgılanan bebeklerin daha huzurlu ve sakin oldukları gözlenmiştir.
Bebekken öğrenilen bu huzur ve sakinlik onun ileriki yıllarını etkilemiş ve ileriki yaşlarda diğer gruba göre çok daha mutlu oldukları gözlenmiştir.
Hızla değişen bir dünyada yaşıyoruz. Hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren mücadeleler içinde yaşıyoruz. Konuşamıyoruz, anlatamıyoruz ağlıyoruz ses tonumuzla kendimizi anne babamıza anlatmaya çalışıyoruz. Yürüyemiyoruz yürüyebilmek için önce sürünüyoruz. Koşamıyoruz, koşmak için önce düşmeyi öğreniyoruz. Bu aşamaları sıralamak mümkün ama burada bırakalım ve gün geliyor bizler birer anne baba oluyoruz.
Anne babalık bir sanattır. Doğrusunu isterseniz bir okulu da yoktur, öğretmeni de. Bizler çevremizde ki anne babaları ne kadar gözlemlemişsek, ne kadar sormuşsak yâda ne kadar okumuşsak o kadar biliyoruz. İnsan yetiştirmek o kadar karmaşık ve sarmal bir şey ki okumakla da olmuyor. Mutlak bir yardıma ihtiyaç duyuyoruz.
Günümüz dünyasının gereği olan, değişen toplumumuzun gereği olan ve dahi değişen aile yapımızın gereği olan bilgilenme ve bilinçli değişime sizleri bir nebze olsun hazırlayabilirsem ne mutlu bana.
Günümüz şartlarında her ailenin kendine göre sorunları ve uğraşmak zorunda oldukları problemleri var. Kimimiz borçlarla, kimimiz kredi yâda kartlarıyla, kimimiz bir ev almanın hesabını yapıyoruz, kimimiz kiraya taşınacağımız evin. Kimimiz oturduğumuz dairenin aidatını, kimimiz su faturasını. Her halükarda birilerimiz bir şeyleri çözmenin mücadelesi içindeyiz. Bu arada kahvaltıda siyah havyar yok mu? Tiplemelerini uzak tutuyorum onlar bizim dışımızda bilmem neredeki bilmem ne kabilesi olarak görüp şimdilik konumuz ve konularımız dışı bırakıyorum. Elbette sorunlarımız olacaktır ve bizlerde bunları çözme gayreti içinde olacağız ama ya dünyaya gelmesine vesile olduğumuz çocuklarımıza karşı sorumluluklarımızı neyi nerede ve nasıl yapacağız?
Gelin bu yazıdan sonra birazda bu konu üzerinde konuşun. Lütfen ilk arkadaşlar arası sohbetinizde çocuklarınızı konuşun. Saygılarımla…
|